• ArÅŸiv

  • Kasım 2008
  • Ekim 2008
  • Eylül 2008
  • AÄŸustos 2008
  • Temmuz 2008

  • Atatürk`ün psiko-biyografisi

    Haber Tarihi : 31 Temmuz 2008

    Psikanalist Vamık D. Volkan Atatürk’ün yaÅŸamı ve iç dünyasını anlattı.

    Amerika’da yaÅŸayan Kıbrıs asıllı Türk psikanalist Vamık D. Volkan’ın kitapları arasında, ulusların psikolojisini incelediÄŸi psiko-tarih türünde yapıtlar ve terörün temellerine inip hakiki sebeplerini sorguladığı araÅŸtırmalar var. En büyük eseriyse Atatürk’ü ölümünden yıllar sonra deyim yerindeyse psikanalize aldığı ‘Ölümsüz Atatürk’… Batı’da çok önemsenmesine raÄŸmen bizde ihmal edilen, hatta neredeyse görmezden gelinen psiko-biyografi türündeki bu kitap hakkında Vamık D. Volkan’la konuÅŸtuk…

    Atatürk’ün psiko-biyografisi neden gerekliydi?

    Atatürk imgesi çocukluğumdan beri, bir Türk olarak kendi ideallerime nasıl erişebileceğimi gösteren, içimde özgürlük duygusu oluşmasını sağlayan bir semboldü. Onu anlamak, kendimi de daha iyi anlamamı sağlayacaktı.

    Bu kitabın görmezden gelinmesinde, Atatürk’ü etten kemikten oluÅŸmuÅŸ bir insan olarak kabul etmek yerine onu hâlâ simge addetmemizin etkisi olabilir mi?

    Haklısınız. Kitap, 80’lerin başından itibaren birçok engelle karşılaÅŸtı. Saftım herhalde, akademik bir çalışmanın politik itirazlarla karşılaÅŸacağını tahmin edemedim. Mesela Washington’daki Türk Büyükelçisi Atatürk hakkında bir kitap yazdığımızı öğrenince beni elçiliÄŸe çağırarak gözdağı verdi. Kitabı yazmamız 7 yıl sürdü. Bir kopyayı dönemin Kıbrıs CumhurbaÅŸkanı Rauf DenktaÅŸ’a gönderdim. Neyse ki, DenktaÅŸ Atatürk’ün bir insan olarak tanıtılmasının onun büyüklüğünü daha açık gösterdiÄŸini söyleyerek cevap verdi.

    Psiko-biyografi yazımında objektif olunabilir mi? Siz olabildiniz mi?

    Yazanın kendi psikolojik motivasyonuna, psikanaliz konusundaki bilgisinin derinliÄŸine ve incelenecek materyalin yeterli olup olmadığına baÄŸlı. Norman Itzkowitz’le birlikte çalışmamız çok önemliydi. Itzkowitz, psikanaliz üzerinde çalışmış nadir tarihçilerden. Kitabın her bölümünü ilk ben yazdım, sonra Norman Itzkowitz’e gönderdim. O yazdıklarıma bir tarihçi gözüyle bakıp deÄŸiÅŸiklikler ve eklemeler yapıyordu. 7 yıl her ânımızı Atatürk’ün imgesiyle yaÅŸadık. Kitap çıktığında Virginia Üniversitesi büyük bir davet vermiÅŸti. O gece rüyamda Türkçe ve yabancı dillerde çıkmış gazete baÅŸlıkları gördüm, Atatürk’ün öldüğü yazıyordu. Rüyamda hüngür hüngür aÄŸladım ve Atatürk’e böylece veda etmiÅŸ oldum.

    Zihninizdeki Atatürk imgesini babanızın imgesinden ayırmak için sizin de psiko-analizden geçmeniz gerekmiÅŸ…

    Babam öğretmendi, Kıbrıslı bir çiftçinin çok okuyan çocuÄŸuydu, Atatürk’ün yaratmaya çalıştığı yeni Türk kimliÄŸini benimsemiÅŸti. Bizler karizmatik liderleri, bilinçdışımızda birer ‘baba’ figürü olarak algılarız. Ben psikanalist olabilmek için zaten analizden geçmiÅŸtim ancak Atatürk’ün iç dünyasını anlatabilmek için onun zihnimdeki imgesini babamın imgesinden ayırmalıydım. Kendi fikirlerimin ve duygularımın etkisinde kalarak psiko-biografisini yazdığım kiÅŸinin iç dünyasına farkında olmadan hayali eklemeler yapmamalıydım.

    YASLI BİR ÜLKENİN KURTARICISI

    Onu kitabınızda nasıl ele aldınız?

    Annesi Zübeyde Hanım ile babası Ali Rıza Bey, ilk üç çocuklarını kaybetmiÅŸlerdi. Türkiye-Yunanistan sınırında, haydutlarla dolu küçük bir yerde yaşıyorlardı. Ölen çocuklarından biri dere kenarına gömülmüştü. Orayı su basınca bebeÄŸin cesedi toprak üstüne çıkmış, vahÅŸi hayvanlar tarafından parçalanmıştı. Daha sonra yerleÅŸtikleri Selanik’te hep bu olayın ve kaybedilen üç çocuÄŸun anısı konuÅŸuluyordu. Bütün bunlara daha sonra kendinden sonra dünyaya gelen kardeÅŸinin ve babasının kaybı da eklendi. ‘Komplikasyonlu yas tutma’ dediÄŸimiz bu olayın sürdüğü evde, çocuk Mustafa bilinçdışında ‘anneyi kurtarma’ görevini üstlenmeye karar verdi. Tabii her yas tutan ailenin çocuÄŸu Atatürk’ünkine benzeyen bir iç iÅŸleyiÅŸ geliÅŸtirmez. Atatürk ‘onarıcı’ bir iç iÅŸleyiÅŸ geliÅŸtirdi. YaÅŸamı boyunca önce yas tutan annesini ve daha sonra yas tutan ülkesini iyileÅŸtirmek, mutlu etmek için çalıştı. Osmanlı’nın son 100 yılı çok kötüydü; 5 milyon kiÅŸi ölmüş, 5 milyon kiÅŸi mülteci olmuÅŸtu. Toplum büyük bir regresyon içindeydi. Atatürk’ün karakteri halkın ‘kendilik hislerini’ yüceltti, Türkiye’de herkesin paylaÅŸtığı bir heyecan dalgası, bir kendine güven yarattı, büyük devrimler böyle baÅŸlatıldı… Bugün onu halk düşmanı veya gelenek düşmanı olarak göstermeye çalışanlar var. Halbuki Atatürk bir eriÅŸkin olarak her gününde Türk halkını geliÅŸtirmek ve yüceltmekle meÅŸguldü.

    Atatürk’ün zaafları neydi? Kitabınızda onun narsisizminden de söz ediyorsunuz…

    Atatürk’ün temel zaafı iç dünyasında kendini yalnız hissetmesiydi. Fakat bunu örtbas etmek için daha da onarıcı olmaya çalıştı. Narsisizmine gelince; kötü olan abartılmış narsisizmdir. Yararlı narsisizmdeyse kiÅŸi kendine olan hayranlığını halkının hissettiÄŸi regresyonu onarmak için kullanır. Travmaya uÄŸramış, yas tutan ve aÅŸağılanmış toplumlarda kurtarıcı bir liderin ortaya çıkması için zemin hazırdır. Bu kiÅŸi de çoÄŸunlukla narsisizmi kuvvetli biridir. BaÅŸa geçtiÄŸinde ya ‘onarıcı’ ya da ‘yıkıcı’ olacaktır. Onarıcı lider onu takip edenlerin özgürlüğü için çalışır, baÅŸarılı olursa daha da yüceltilir, insanlar tarafından sevilir, bu da liderin kendine olan sevgisini artırır. Hitler gibi yıkıcı liderlerse kendi büyüklüklerini ayakta tutmak için baÅŸkalarını ezerler. Atatürk’ün onarıcı bir lider olduÄŸundan hiç şüphemiz olmasın. Osmanlı İmparatorluÄŸu çökerken o ortaya çıktığı için çok talihliyiz.

    Türkiye’nin içinde bulunduÄŸu kutuplaÅŸmadan zihinlerimizdeki Atatürk imgesi de nasibini almış gibi görünüyor…

    Türkiye’de bir etnik kutuplaÅŸma var. PKK terörü devam ediyor. Fakat halk arasında ‘ırkçılık’ dediÄŸimiz insanları aÅŸağılayan süreç geliÅŸmedi. Gurur duymalı, dünyanın bunu bilmesini saÄŸlamalıyız. Zira bu, Türklerle Kürtlerin yan yana ve barış içinde yaÅŸamaları için gerekli zeminin mevcut olduÄŸunu gösterir. İkinci kutuplaÅŸma, dinin politikaya sokulmasıyla oluÅŸtu. İşte bu beni çok üzüyor. İnsanların inançlarına karşı deÄŸilim, dini politika için kullanmaya karşıyım. Tarih boyunca dinin politikaya karıştırılması hep kutuplaÅŸmalara ve baÅŸka felaketlere yol açmıştır. Türkiye’de bu ikinci kutuplaÅŸmayı baÅŸlatmaya hiç gerek yoktu. İslam’da bir moda stili olarak yeri olmayan ve ‘modern’ diyebileceÄŸimiz türbanın bir üniforma gibi kullanılması “sen bendensin, sen benden deÄŸilsin” denmesine yol açtı. Sonuç olarak da hem boÅŸu boÅŸuna enerji sarf edildi hem aşırı milliyetçiliÄŸe bir kapı daha açıldı.

    DEMOKRASİ DİYEREK DİN POLİTİKAYA ALET EDİLİYOR

    Sebepleri nedir bunun?

    İçten ve dıştan birçok nedeni var. Psikolojik motivasyondan söz edeyim. Bir imparatorluk kaybettik. Son 100 yılda milyonlarca insan öldü, toprak kaybedildi. Toplumlar ortak kayıplardan sonra yas tutarlar. Yas tutmak, kaybedilmiÅŸ ÅŸeyleri anma, bu anıları içimizde saklama, geri kalanlara ise ‘Allahaısmarladık’ deme sürecidir. Yas süreci yavaÅŸ yavaÅŸ geliÅŸir, 10 yıllarca sürer… Türkiye’deki bazı politikacılar söz konusu yas sürecinin hazırladığı zemini kullanıyorlar. Yani kaybettiklerimize veda edecek yerde, onları canlandırarak ‘demokrasi’ adı altında dini politik ve sosyal süreçlere katıyoruz.

    Bunun sonuçları ne oluyor?

    Dini politikaya sokunca kadınların özgürlüğü kısıtlanır. Bir milletin yüzde 50’sinin kadınlardan oluÅŸtuÄŸunu düşünürsek, onları bilerek ya da bilmeyerek aÅŸağılayan millet çok ÅŸey kaybeder. Bence Türkiye’yi Atatürk’ün baÅŸlattığı Türk kadınlığı kimliÄŸine sahip çıkacak bir kadın kurtaracak. KeÅŸke Türk kadınlarına örnek olacak karizmatik bir kadın liderimiz çıksa… Mesela, Kıbrıslı Türkler üzerinde kendi tarihlerini inkâr etmeleri, unutmaları yolunda baskılar söz konusu. Kıbrıslı Türk çocukların okudukları bazı okul kitaplarında ninelerinin ve dedelerinin başına gelenlerden söz edilmiyor; Sayın Rauf DenktaÅŸ’ın adı bile geçmiyor. Bunu yapmaları için AB Kuzey Kıbrıs’a 60 bin Euro ödemiÅŸ. Bu tür bir ÅŸey Türkiye’de de geliÅŸiyor. Atatürk dönemini tarihten silmek isteyenler var. GeçmiÅŸimize sahip çıkmak, Osmanlı’nın son günlerinde yaÅŸananları, Atatürk’le arkadaÅŸlarının yaptıklarını tarihten silmeyi gerektirmez.

    DEVRİMLER TRAVMA DEĞİL ÜMİT YARATTI

    Atatürk Devrimleri’nin Türk toplumu üzerinde bir travma etkisi yaratıp yaratmadığı tartışılıyor…

    Tarihçiler Osmanlı’nın son 100 yılında Anadolu’nun ne kadar bakımsız kaldığını benden çok daha iyi anlatırlar. Türkiye halkının geçirdiÄŸi büyük travma o zamana ait. Atatürk devrimleri travma deÄŸil ümit yarattı. Her büyük toplumun kahramanları var. Atatürk, Türk tarihinin en büyük kahramanlarından. Bir mücevheri çamurla kaplasanız da o hâlâ mücevherdir. Kayba uÄŸrayan, mücevherin varlığını inkâr eden olur.

    Atatürk ve kadınlar

    Kitabı yazmaya karar verince 13 ay boyunca Atatürk’le ailesini tanıyanlarla veya Atatürk’ü derinden inceleyenlerle konuÅŸtum. ‘Tek Adam’ kitaplarının yazarı Åževket Süreyya Aydemir, dosyalarını bana açmıştı. Atatürk’ün evlat edindiÄŸi Sabiha Gökçen’i de sık sık ziyaret ediyordum. Gökçen, bana Atatürk’ün evlat edindiÄŸi öteki kız çocuklarıyla ilgili tavrını da anlattı. Yeni Türk kimliÄŸiyle geliÅŸecek Türk kadınlarının, yas tutan annesi gibi olmalarını istemiyordu. Yeni Türk kadını, dini bahane ederek kendilerini ezenlerden kurtulmalı, neÅŸeli, mutlu ve özgür olmalıydı. Atatürk bazı konuÅŸmalarında Türk erkeklerine bencil olmaktan ve kadınların özgürlüğünü kısıtlamaktan vazgeçmelerini söylemiÅŸti. Aynı sözleri bugün söylemekte olanların seslerinin de duyulmasını isterim.

    AraÅŸtırmalarımız sırasında Atatürk’ün bir de erkek çocuk evlat edindiÄŸini öğrendik. Abdürrahim Tuncak’ı aslında Zübeyde Hanım yetiÅŸtirmiÅŸti. Onun anlattıklarından çıkardığımıza göre, komplikasyonlu yas tutan kiÅŸilerde çoÄŸu zaman görüldüğü üzere Zübeyde Hanım dine dönmüştü. Ve yaÅŸadıklarından etkilenmiyormuÅŸ gibi görünmek için ‘sert kadın’ rolü oynuyordu. Bana göre Atatürk’ün ÅŸahsi psikolojisinin oluÅŸumu, annesinin bu komplikasyonlu yas tutma halinden çok etkilenmiÅŸti. Onun Türk kadınlarına aşılamak istediÄŸi özgüven ve bağımsızlığın altında yas tutan annesiyle iliÅŸkisi vardı. Tabii ki bir yetiÅŸkinin yaptıklarını sadece çocukluÄŸunda başına gelenlerle izah edemeyiz. Fakat çocuklukta elde edilen zemin önemlidir.

    Yazarın Türkçe’de yayınlanan kitapları

    Ölümsüz Atatürk: Yaşamı ve İç Dünyası (Bağlam)

    Kıbrıs: Savaş ve Uyum (Everest)

    Kimlik Adına Öldürmek: Kanlı Çatışmalar Üzerine Bir İnceleme (Everest)

    Körü Körüne İnanç: Kriz ve Terör Dönemlerinde Geniş Gruplar ve Liderleri (Okuyan Us)

    Psikanalitik Öyküler 1: Kozmik Kahkaha (Okuyan Us)

    Psikanalitik Öyküler 2: Atlarla Yaşayan Kadın (Okuyan Us)

    Psikanalitik Öyküler 3: Kusursuz Kadının Peşinde (Okuyan Us)
    (Gülenay Börekçi)

    Kaynak: İnternetHaber



    Kategori: Kültür & Sanat
    Eklenme Tarihi: Temmuz 31, 2008


    "Atatürk`ün psiko-biyografisi" yazısı için bir yorum yazılmış

    1. erhan şentürk :

      Öncelikle başarılı çalışmanızdan dolayı teşekkür ederim.
      Ülkeyi bölmek ve huzur kaçırmak isteyen hainler ancak ülkeye hizmet etmiş ender kişiyi yani Atamızı çekememekte ve aleyhinde yazmaktadırlar biz bireyler bu gibi kişilere karşı korkusuz karşılık verdiğimiz zaman, ancak şehitlere ve Atamıza karşı görevlerimizi yerine getirmiş oluruz. Ülkemizi sevelim ve ne pahasına olursa olsun koruyup kollayalım.

      22 AÄŸustos 2008 - 22:25

    Sizde Yorumunuzu Ekleyin...


    *

    Anti-spam image

    Kapat