• Arşiv

  • Kasım 2008
  • Ekim 2008
  • Eylül 2008
  • Ağustos 2008
  • Temmuz 2008

  • Bir kadeh ceviz likörü

    Haber Tarihi : 23 Temmuz 2008

    Ağır akan trafikte, arabaların arasında ufacık çocukların, delikanlı gençlerin, iyice yaşlanmış kadıncağızlarla, beli bükülmüş ihtiyar erkeklerin; -bazen birer pet şişe suyla- satmaya çalıştıkları kâğıt mendil paketleri büyüklüğünde…
    * * *
    Evet, kâğıt mendil paketi büyüklüğünde “I phone”…
    Parmağını simgeler üstünde dolaştırdığında, hemen “bilgisayar”a dönüşen ve fotoğrafla video da çeken bir cep telefonu…
    Simgelerin arka tarafında, kâğıt mendil paketi büyüklüğündeki [...]

    Ağır akan trafikte, arabaların arasında ufacık çocukların, delikanlı gençlerin, iyice yaşlanmış kadıncağızlarla, beli bükülmüş ihtiyar erkeklerin; -bazen birer pet şişe suyla- satmaya çalıştıkları kâğıt mendil paketleri büyüklüğünde…
    * * *
    Evet, kâğıt mendil paketi büyüklüğünde “I phone”…
    Parmağını simgeler üstünde dolaştırdığında, hemen “bilgisayar”a dönüşen ve fotoğrafla video da çeken bir cep telefonu…
    Simgelerin arka tarafında, kâğıt mendil paketi büyüklüğündeki ekranda, çektiğin fotoğrafları görüntülediğin zaman; parmağını ekranda dolaştırarak fotoğrafı büyütebiliyorsun da, küçültebiliyorsun da…

    ABD’de piyasaya çıkar çıkmaz 3 günde 1 milyon satmış “I phone”.
    * * *
    Bu arada Şırnak’ta Beytüşşebap ilçesine bağlı Cevizağacı köyünde, 6 gün 6 gece süren bir düğünde 600 bin mermi yakılmış.
    Kadın-erkek denkleminin dışına düşülmüş olmasından ötürü, salt “erkek milleti” olmakla övünme çaresizliğine savrulmuşluğun bitmeyen gösterilerinden biri daha…
    * * *
    Cevizağacı köyündeki düğünde 600 bin mermi yakıla dursun; İzmir’de de 1210 futbol sahası büyüklüğünde 1000 hektarlık ormanlar yanıp kül olmuş.
    * * *
    Ama asıl gündemi “vatanı” yahut “demokrasi”yi kurtarma kutuplaşmalarının davaları doldurmada…
    * * *
    Bendeniz ise, termometrelerin 33 dereceyi gösterdiği bir sıcaklıkta, AB vatandaşlığıyla yanak yanağa gelmişliğin tadına bakacak kuytu ve serince bir köşecik aramaktayım.
    * * *
    1830’lu yıllarda Polonya; Rusya, Prusya ve Avusturya tarafından bölünerek işgal edilmişti.
    Ve Paris’te sürgünde Ulusal Polonya Hükümeti kurulmuştu. Sürgündeki hükümetin başkanı Prens Adam Czartorski idi.
    * * *
    Bendenizin o “Adam”a karşı bir sempatim vardır nedense; rahmetli babamın da vardı.
    Çünkü o Prens Adam, Sultan Abdülmecit’le anlaşarak Romonov Rusya’sına karşı savaşa katıldığında, Polonya’yı işgalden kurtaracağını düşünüyordu.
    O yüzden de 1841’de İstanbul’da bir Polonya temsilciliği kurmuş ve başına da Polonyalı ünlü yazar Michal Czajkowski’yi getirmişti.
    * * *
    O ünlü yazar Michal Czajkowski, İslam dinini kabul ederek adını değiştirdi ve Mehmet Sadık Paşa oldu.
    * * *
    O tarihlerde Anadolu yakasındaki boğaz tepelerinin epey arkalarında, ormanlar içinde, Lazarist Papazları’nın 5000 dönümlük bir köyü vardı, adı da “Çingene Konağı” idi.
    * * *
    Mehmet Sadık Paşa, önce oraları Papazlar’dan kiraladı; 1881’de II. Abdülhamit döneminde de Prens Adam, 5000 dönümlük araziyi Lazarist Papazları’ndan satın aldı ve adı da “Adam’ın kenti-Adampol” oldu.
    * * *
    İstanbul ne kadar sıcak olursa olsun; Polonezköy diye bildiğimiz Adampol’deki bazı dost lokantaların korular içindeki teraslı bahçeleri de, yüzme havuzları da; sanki insana AB vatandaşlığı ile yanak yanağa gelmenin azıcık tadını tattırıyor gibi…
    * * *
    Ceviz ağaçları ne kadar da bol; ya elma ağaçları, ya kiraz ağaçları, ya çamlar, ya uzaklardaki kavaklar…
    * * *
    Lokantadaki aşçıbaşı dostum, Mengenli…
    Ona takılıyorum:
    - Sen katı yumurtayı benim kadar iyi pişiremezsin, diyorum.
    O da bana:
    - Ben zaten evde yemek memek pişirmem, diyor; yoksa hanımla tartışma çıkıyor aramızda mutfakta…
    Ve kül olup giden, yerine de oteller yapılan Marmaris ormanlarından yakınıyor.
    * * *
    Sadece oraya özgü bir kadeh ceviz likörü…
    Türkiye’nin sorunları ise, dedelerimin dedeleri doğmadan önce de aynıydı.
    Bugünkü siyasal kutuplaşmaların pehlivanları da bendenizin yaşına geldiklerinde; ola ki yine hiçbir sorunun çözümlenmemiş olduğunu görecekler.
    Ve asla şu soruyu akıllarına hiç getirmeyecekler:
    - Bir türlü “gelişmiş” olamayan ülkeler, en çok kimlerin işine yarıyor acaba?
    Yanıt:
    - Elbette Hazine’den geçinmeli mesleksiz “mevki sahipleri” ile, “egemenlik saltanatı”nı ele geçirenlerin…
    O nedenle de “şeffaflık”a yönelmek; “ihanet-i vataniye” de sayılabilir ve düşük profilli çatışmaların profilleri, keskinleşebilir de…
    * * *
    Boğaz kıyılarından dönerken, sütbeyaz 5 direkli yelkenli bir transatlantik Marmara’ya doğru açılıyordu; kıçında da Fransız bayrağı vardı.
    * * *
    Transatlantiklerin kıçında dolaşan bayraklar; yükseltilmiş gönderlerle, pencerelere asılan ve ellerde taşınan bayraklardan daha çok görünüyor galiba…
    * * *
    Ama olsun, bol bol övünmek için yeterli o kadarı da…
    Kanalizasyonların çeşme sularına karışması nedeniyle, ishal salgınları yaygınlaşsa bile…
    * * *
    Bir kadeh ceviz likörünü içerken; içinde Sultan Abdülmecit’i de görüyor gibiydim, Prens Adam’ı da, Mehmet Sadık Paşa’yı da; oralardan geçmiş olan Gustave Flaubert ile Franz Liszt’i de, rahmetli babamı da…
    Gençlik günlerimizin rüzgârları içinde Turhan Selçuk’la da birlikte, yine bir kadeh ceviz likörünün içinde gibiydik…
    * * *
    Annesi İngiliz, babası ABD’li olan yakınımız sevgili Catherine Stryker ise önündeki “I phone” ile eğleniyordu ve kimse de onun, bir süre bizim basında İstanbul hakkında yazdığı değişik, eğlenceli ve çarpıcı fıkraları fark etmemişti.
    * * *
    Yazı çizi alanında hangi değerler, ne kadar fark edilebildi ki zaten!

    Kaynak: İnternetHaber



    Kategori: Yazarlar, Çetin Altan
    Eklenme Tarihi: Temmuz 23, 2008
    Etiketler: , ,


    Sizde Yorumunuzu Ekleyin...


    *

    Anti-spam image

    Kapat