• ArÅŸiv

  • Kasım 2008
  • Ekim 2008
  • Eylül 2008
  • AÄŸustos 2008
  • Temmuz 2008
  • Kültür & Sanat

    « Sonraki Sayfa


    `Mustafa` giÅŸede aÅŸka geldi

    Günümüzün Lokman Hekim`i

    Prof. Dr. İbrahim SaraçoÄŸlu “Mucize Reçeteleri” açıkladı

    Saba Tümer’e Mucize reçeteleri açıkladı.
    Prof. Dr. İbrahim SaraçoÄŸlu’nun verdiÄŸi bilgilere çok ÅŸaşıracaksınız! Organik tarımla ilgili gerçekler, gençleÅŸtiren, sigaranın zararlı etkilerini azaltan, zayıflamaya yardımcı olan ve daha bir çok konuda etkili mucizevi formüller…

    SaraçoÄŸlu’nun “Tıbbi Bitkiler Rehberi” isimli yeni kitabı çıktı.

    Prof. SaraçoÄŸlu, açıklamaları sırasında ÅŸu uyarıyı da yaparak insanların öncelikli olarak doktorlarına danışmalarının önemine deÄŸindi: “Ben bir kimyacıyım. Esas olan modern tıptır. Hekim önerileri doÄŸrultusunda hareket etmek esastır. Benim önerdiklerim yardımcı ve destekleyici bir tedavidir. Tabi ki hekime gidecekler ve tahlillerini yaptıracaklar. Bütün bu önerilerimi de hekim kontrolünde yapacaklar.”

    Türkiye’deki çok önemli bitkiler kayboldu
    Son 10 yıl içinde Türkiye’nin tarımda çok fazla ÅŸey kaybettiÄŸini söyleyen SaraçoÄŸlu, “Dünya ömrü boyunca ki 6,5 milyar yaşını doldurmuÅŸtur ve önümüzde bir o kadar yıl daha var. Son buzul çağından Türkiye nasibini almadı, iyi ki almadı. Bu 4. buzul çağı 4 bin yıl sürmüştür. Ama Anadolu topraklarında yetiÅŸen bitkilerimiz bu 100 bin yıl içinde evrimini en mükemmel biçimde tamamlama imkanı bulmuÅŸtur.

    Yani Anadolu topraklarında yetiÅŸen bitkiler ki buna sebzelerimiz, aÄŸaçlarımız, duttan tutun da Çankırı eriÄŸine kadar evrimini en iyi ÅŸekilde tamamlamıştır. Bazı bitki türlerimizi İskandinav ülkelerinde, Hollanda da ve bir çok ülkede de bulabilirsiniz. Ama Anadolu’daki çok farklı” diyerek, Türkiye’deki bitkilerin ne kadar önemli olduÄŸuna deÄŸindi.

    Günümüzde doÄŸal, melez ve genetik tohumların olduÄŸunu vurgulayan SaraçoÄŸlu, “Türkiye bu doÄŸal tohumlarını bıraktı ve hiç farkında olmadan bunlar kayboldu gitti. Mesela, Çankırı eriÄŸi, Heybeli kavunu, Yamula patlıcanı, Anadolu buÄŸdayı, ÇavuÅŸ Üzümü, Diyarbakır ve Ceyhan karpuzlarımız kayboldu, Washington Domates’i yok, Kızıllı zeytini yok vs.” dedi.

    İşte SaraçoÄŸlu’nun bir çok gıda ile ilgili çarpıcı açıklamaları ve mucizevi olarak nitenlendirdiÄŸi formüller:

    Gençleştirici karışım
    15-16 tane maydonoza 2 yemek kaşığı taze limon suyu ve yarım bardak da su ilave edildikten sonra blenderdan geçirilir. Sabah aç karnına kahvaltıdan 15-20 dakika önce içilir. Bu karışımın özelliği gençleştirici bir etkisinin olmasıdır. Vücuttan toksin attırır ve karaciğer yağlanmasına karşı da mükemmel bir çözümdür. 15 gün boyunca her sabah içmek gerekir. 2. günden itibaren sabahları kalktığınızda daha dinç ve daha zinde kalkacaksınız. Yorgunluğu daha az hissedeceksiniz.

    Organik gıdadaki gerçekler!
    Türkiye’de organik tarımdan bahsediliyor. Yok mu? Evet var ama kullanılan tohumlar doÄŸal tohumlar deÄŸil, hibrit (melez) tohumlar. Domates’e bakıyorsunuz; hakikaten prostat ÅŸikayetlerine karşı mükemmel bir çözümdür ya da kalp büyümesine karşı. Aynı zamanda kalbin dıştan yaÄŸ baÄŸlamasında hem önleyicidir hem de bu yağı dıştan eritici özelliÄŸe sahiptir vs. Ancak bu doÄŸal tohumdan ise! Ama organik tarım diye konuÅŸulan ÅŸey melez tohumlardır.

    Yani bunların tarımını yaptığınız zaman hiç bir şekilde bu saymış olduğum sağlık konusundaki özelliklere karşı bir güç değildir. Örneğin organik tarımla kazanılmış dometesin içindeki likopen yok, antioksidanları bulamıyorsunuz, insan sağlığı için birinci derecede önemli olan bağışıklık sistemini güçlendirici maddeler yok. Çünkü onu doğal ortamında yetiştirmiyorsunuz, zorlandırılmış şartlar altında yetiştiriyorsunuz.

    Yani 100 dönümde elde edeceÄŸiniz ürünü 3 dönüme indiriyorsunuz ve kapalı alanda yetiÅŸtiriyorsunuz. Yani organik tarımdan elde edilen sebzenin hiç bir ÅŸekilde doÄŸal tohumdan elde edilenle eÅŸ deÄŸil ve onun yerini hiç bir zaman dolduramayacak. Belki organik tarımla uÄŸraÅŸanlar kızacaktır ama benim karşı çıkmamın nedeni ÅŸu; bizim doÄŸal tohumlarımız kayboldu ve bunların insan saÄŸlığı üzerinde de bir özelliÄŸi, önleyici ve tedavi edici durumu yok.”

    Peki tüketici ne yapacak?
    Mevsiminde olanı tüketeceksiniz fakat acı bir gerçek ama yaz mevsiminde dahi bu melez tohumları kullanıyorlar. Bir kilo tohum bir kilo altından daha pahalı bugün için. Türkiye’nin hızlı bir ÅŸekilde bu doÄŸal tohumlarına sahip çıkması lazım. Zaten bir çoÄŸunu kaybetti Türkiye.

    Gençlerde doğal beslenmemenin etkileri
    Bu olay bir bütündür bunu tek başına tanımlamanız mümkün değil. Bugün gencecik kızlarımız 16-17 yaşında polikistik over. Çok sık rastlanmaya başlandı. Genç delikanlılar, daha yeni evliler, sperm sayıları düşük ve tüp bebek merkezlerine koşuyorlar. Bunların hepsi beslenmeden kaynaklı. Sağlıklı beslenme gerekli ve şart. Ancak yeterli değil.

    Keçiboynuzunun mucizevi etkisi
    Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, beslenmeye bağlı olarak son yıllarda erkeklerde sıkça görülen sperm sayısının düşüklüğüne çare olarak keçiboynuzunu tavsiye etti.

    7-8 tane keçiboynuzunu kırıp yarım litre sıcak suya atarak 7-8 dakika kaynatın. Bunun suyu 3 ay içilmeli.

    İltihaplı romatizma için formül
    MS hastaları ve MS’e karşı önleyici olan bitki Anadolu buÄŸdayıdır. Ancak nereden bulacağız? Yarım litre suya bir avuç buÄŸday atılır ve 6-7 dakika haÅŸlanır. Daha sonra ılımaya bırakıp yarısını sabah kahvaltısından sonra diÄŸer yarısını da öğlen aç karnına içeceksiniz.

    Alzheimer için havuç suyu
    Alzheimer’dan korunmak için taze sıkılmış havuç suyu. Ama gece yataÄŸa gitmeden önce içilecek. Alzheimer’in birinci evresinde ise o da ortadan kalkar. Alzheimer bir iki yılda deÄŸil en erken 15 yıl önce baÅŸlar ve ortaya çıktıktan sonra da geç kalmış olursunuz. Bunu önlemek istiyorsanız zaman zaman bu havuç suyunu içmeliler.

    Unutkanlığa karşı mucize formül
    Bir ay taze sıkılmış havuç suyu uygulayacaksınız. Bunu gündüz de içebilirsiniz.

    Bu bilgi hiç bir yerde yok!
    Kendinizi yorgun ve bitkin hissediyorsanız ve özellikle zihin yorgunluğunuz varsa; açık bir çay, bildiğimiz siyah en az 4-5 dakika demlenmiş siyah çayın içine 10-12 tane kuru karanfil atılacak. Ancak karanfili parmağınızla ufalamaya çalıştığınızda ufalanırsa o raf ömrünü tamamlamıştır. Taze olmasına dikkat edin. 2-3 dakika bekleyin ve karıştırıp için. İçtikten 10 dakika sonra saçınızın kökünde bile dahi kıpırdanmayı hissedeceksiniz. Yorgunluğunuzun buharlanıp gittiğini belirgin şekilde farkedeceksiniz. Dinçleştiren ve üzerinizdeki ağırlığı alan bir formül. Yalnız çay sallama çay olmayacak.

    Demleme siyah çay’ın faydaları:
    4-5 dakika demlenmiş çay sindirim sistemini uyarır. Eğer bunu 8-10 dakika demlerseniz keyif veren ve rahatlatan bir etki verir. Ancak günde 4 bardaktan fazla çay kalp krizini tetikler. Çok fazla içilmesi de doğru değil.

    Sigara içenlere özel formül
    Tabi ki bir insanın kendi kendine vereceÄŸi en büyük ceza sigara içmesidir. Ancak, sigarayı bırakamıyorlarsa, nikotinden kurtulamıyorlarsa, sigaranın zararlarını ortadan kaldırıcı bir etkisi var. Ben bugüne kadar bunu söylemedim çünkü ’Sigara için, bu zararlarını ortadan kaldırıyor’ anlamı ortaya çıkıyor diye. Şüphesiz ki önemli zararlar kalıyor ancak her ay 5 gün 1 baÄŸ tereyi 1 günde bitireceksiniz. Salatanın içinde deÄŸil ayrıca tüketeceksiniz. Yarısını öğleden önce, diÄŸer yarısını da öğleden sonra. Limon sıkabilirsiniz üzerine. Fakat 5 gün uygulayıp bırakacaksınız. Bu kürü uygularken idrara çıkıldığında yanma hissedebilirler. Bu zararlı bir ÅŸey deÄŸil. Aynı zamanda idrar yollarını da temizliyor. Balgam çıkartmaya 2., 3. gün baÅŸlarlar. Daha rahat nefes alırlar. Tere anfizeme karşı da bir mucizedir. Ayda bir defa 5 gün uygulayıp bırakacaksınız.

    Dereotunun mucizevi faydası
    Benbunu bulduÄŸumda heyecanımdan günlerce uyku uyuyamadım. Troid’in hızlı ya da az çalışması durumunda dereotu çok etkilidir. 3 ay boyunca bir yemek kaşığı dereotu sabah, öğle, akÅŸam öğünlerden 15 dakika önce tüketilecek. Bu konuda 5 ay sonra ilaçlarını bırakan hastaların oranı yüzde 90’dır.

    Zayıflamak isteyenler için de mucize
    Sofraya oturmadan 15 dakika önce bir yemek kaşığı dereotu yerseniz sofradan daha erken kalkarsınız. 10 dakika sonra tokluk hissi artacaktır. Daha az yemek yersiniz. Diyet yapanların özellikle yemesi gerekir. Açlık duygusana fren yaptıran dereotudur. Hatta yemek arasında da yiyebilirsiniz. İştahınızın yavaş yavaş kalktığını görürsünüz. Göreceksiniz ki iştahınız daha erken kapanacak ve doygunluk duygunuz daha erken gelecektir.

    Sağlıklı düşüncelerin bedene etkisi
    Günümüz insanı tembel oldu. İnsanlar 50 metre yürümek istemiyor. İnsan daha rurağan ve tembel oldu. Uzun ve sağlık yaşamın şartlarından bir tanesi sağlıklı beslenme ve sağlıklı beden. Sağlıklı metabolizma sağlıklı bedende varolur. Bir üçüncü ayağı da ruh sağlığı. Günümüzde insanlar stres altında, borcu var, kafalar bir sürü şeyle meşgul vs. Beyin bütün organları yöneten bir organdır. Göz kırpmanızdan tutun da idrara çıkmanıza kadar. Bir saniyede insan bedeninde milyarlarca biyokimyasal reaksiyon oluşuyor ki biz muna metabolizma diyoruz, bunu tamamen beyin oluşturuyor. Beyin hep stres altında ve organları yeterince yönetemez hale geliyor. Gençlerin dikkatli olması lazım. Sağlıklı düşünceler insanı terkederse ruh hastalıkları başlar.

    Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu hakkında:
    1949 doÄŸumlu olan Prof. Dr. İbrahim Adnan SaraçoÄŸlu, üniversitede aldığı kimya eÄŸitiminden sonra, Avusturya Graz Teknik Üniversitesi’nde doktorasını yaptı. 1987’de doçent, 1994 yılında da profesör olan İbrahim SaraçoÄŸlu, Karl Franz ve Viyana Teknik üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalıştı. SaraçoÄŸlu’nun “Bitkilerdeki SaÄŸlık Mucizesi”, “Bitkisel SaÄŸlık Rehberi ” isimli kitapları bulunmaktadır. SaraçoÄŸlu’nun “Tıbbi Bitkiler Rehberi” isimli yeni kitabı çıktı.

    İçinizdeki Öküze Oha Deyin!

    Kişisel gelişim kitaplarının zararları hakkında yararlı bir kitap

    HAFTANIN ÜÇ KİTABI

    “KiÅŸisel geliÅŸim kitaplarının zararları hakkında yararlı bir kitap” alt baÅŸlığıyla yayımlanan Bülent Akyürek’in “İçinizdeki Öküze Oha Deyin!” kiÅŸisel geliÅŸim kitaplarına farklı bir pencerden bakıyor.
    Scot Fox’un “İnternet Zenginleri” yaÅŸadığımız bu küresel mali krizde bir çıkış yolu olurmu bilemeyiz ama siz de internetten nasıl para kazanırım diye kendinize soruyorsanız bu kitabı okumalısınız.
    “Yeni çağın Çocukları”, nasıl bir anne baba olduÄŸumuzu ve çocuÄŸumuzun hangi kiÅŸilik tipinde olduÄŸunu bilmemiz, çocuÄŸumuzu yetiÅŸtirirken ona özel yöntemler geliÅŸtirmemiz gerektiÄŸini anlatıyor.

    İçinizdeki Öküze Oha Deyin!
    Kişisel Gelişim Kitapları tersinden bir Kuran gibi!
    Kuran’ı tersten okuyan her insan bu kitaplardan yazabilir! Åžeytan, KiÅŸisel GeliÅŸimi kullanarak damarlarımıza sızıyor. Bu kitaplar “Åžeytanın İlmihal Kitapları” olmaya baÅŸladı.

    Çok satan, çok okunan ve tartışılan “Yılgın Türkler’in Antimodernist yazarı BÜLENT AKYÜREK’ten bir kavga kitabı daha! AKYÜREK, bu kitabında KiÅŸisel GeliÅŸim Kitaplarının ÅŸeytana, kapitalizme hizmet ettiÄŸini ve KiÅŸisel GeliÅŸim Kitaplarının bir nevi Satanist, Kapitalist kuÅŸatması olduÄŸu-nu ayet ayet Kuran-ı Kerim ile karşılaÅŸtırarak ispatlıyor. Ayrıca yazarın bu eseri, Neo-tasavvuf olma özelliÄŸiyle de bir ilk…

    İnsanın nefsini kışkırtan KiÅŸisel GeliÅŸim, hepimizi bir tüketim nesnesi haline getiriyor. Dinimizde “Kazanmak” ya da Kaybetmek” deÄŸil “Sevap” veya “Günah” vardır! Öyleyse baÅŸarıya endeksli bu kitaplar niçin çok satıyor anlamış deÄŸilim, din elden gitti mi yoksa?

    İnternet Zenginleri
    İnternet Zenginleri sizi e-işletme kavramıyla tanıştırmak ve neyi nasıl yapacağınızı göstermek için yazılmış ilk kitap..İçinde bol miktarda örnek ve internet ile başarıya ulaşmış sıradan insanlarla röportaj var.

    Eğer siz de internetten nasıl para kazanırım diye kendinize soruyorsanız ve aşağıdakı guruplardan birisinin bir parçasıysanız,bu kitabı mutlaka okumalısınız.

    *Kariyerini değiştirmek İsteyenler
    *Kariyeri ve Hayat tarzı üzerinde daha fazla kontrole sahip olmak isteyenler
    *Kendisinin patronu olmanın esnekliğini yaşamak isteyenler
    *Evden çalışmanın keyfine varmak isteyenler
    *Yaratıcı bir iş fikri olan veya en azından yaratıcı bir iş geliştirmek isteyenler

    Yeni Çağın Çocukları
    Yeni bir çaÄŸdayız; geleneksel yöntemlerle çocuk yetiÅŸtirmek artık tek başına yeterli deÄŸil. Zamane çocukları, yani “yeni çağın çocukları” çok farklı. Onlarla iletiÅŸim kurmak çok daha zor.
    Çocuğumuzla etkili iletişim kurmanın yolu öncelikle onu ve kendimizi iyi tanımaktan geçiyor.

    Yeni Çağın Çocukları, nasıl bir anne baba olduğumuzu ve çocuğumuzun hangi kişilik tipinde olduğunu bilmemiz, çocuğumuzu yetiştirirken ona özel yöntemler geliştirmemiz gerektiğini anlatıyor. Etkili iletişim kurabilmek için gerekli yöntemleri yeni modeller ışığında, örnek senaryolar ve çözümlemeli soru cevaplarla açıklıyor.
    Çocuklarla oyun oynayarak onlara yeni bilgiler öğretmek gibi özel bir uzmanlık alanı geliÅŸtirmiÅŸ olan Nur Eda Kasap, ayrıca, anne babalara yeni çaÄŸa uygun pek çok oyun öneriyor; çocuklar, en iyi bildikleri “oyun” diliyle aktarabilirsek her ÅŸeyi kolaylıkla öğrenebileceÄŸi için…

    Yeni Çağın Çocukları, NLP ve Çoklu Zekâ Kuramı gibi yeni bilgi alanlarını kullanarak çocuklarla iletişim kurmak, özgüvenlerini geliştirmek için yararlı olacak bir başucu kitabı.

    Birçok eğitimci ve danışmanın övgüyle karşıladığı bu önemli çalışmayı çocuk yetiştiren herkes, anne babalar, eğitmenler, anaokulu öğretmenleri mutlaka okumalı!

    Son Padişah`a ayakta alkış

    ‘Mustafa’ filminin ardından ‘Osmanlı Cumhuriyeti’ni izleyenler üç sahneyi çılgınca alkışladı ve polemiÄŸin fitili ateÅŸlendi…

    Can Dündar’ın fırtınalar koparan “Mustafa” filmiyle ilgili tartışmalar sürerken, bugün vizyona girecek Gani Müjde’nin ’Osmanlı Cumhuriyeti’ de benzer bir polemiÄŸi baÅŸlatacaÄŸa benziyor.

    Filmin ilk gösterimini izleyenler, ’komedi’ tarzındaki filmdeki siyasi mesajların Türkiye’yi yeni bir tartışma platformuna taşıyacağını belirttiler. Özellikle ABD ve AB karşıtı mesajların galada ÅŸiddetli bir biçimde alkış alması, Atatürk’ün kendi sesinden verilen bölümde bazı izleyicilerin gözyaÅŸlarına boÄŸulması bu görüşü doÄŸruladı.

    Gani Müjde’nin yazıp yönettiÄŸi Ata Demirer, Vildan Atasever, Ruhsar Öcal ve Sümer Tilmaç gibi oyuncuların rol aldığı Osmanlı Cumhuriyeti filminin Lütfi Kırdar’daki galasında izleyenler ilginç duygular yaÅŸadı.

    Senaryoya göre Mustafa Kemal çocukluk yıllarında bir kaza nedeniyle yaÅŸamını kaybediyor ve yeni Türkiye’yi inÅŸaa edemiyor. Osmanlı İmparatorluÄŸu, topraklarını büyük ölçüde kaybetmiÅŸ ve yeni bir cumhuriyet biçimiyle yoluna devam ediyor. Ancak PadiÅŸah, Amerikan mandasına onay verdiÄŸi için kontrol ABD’lilerde. Avrupa BirliÄŸi heyetleri ise, ülkeyi İstanbul hükümetini Brüksel çizgisine çekmeye çalışıyor. İşte böyle bir ortamda 7.Osman (Ata Demirer), gönlünü üniversiteli Asude’ye (Vildan Atasever) kaptırıyor ve film “aÅŸk”, “ulusal onur”ve “emperyalistlere kafa tutma” duyguları arasında gidip geliyor.

    Filmde çok kuvvetli alkış alan üç sahne dikkati çekti. İlkinde sevgilisi gözaltına alan PadiÅŸah, kışlasını bastığı Amerikan subayına şöyle bağırıyor, “Bastığın bu topraklar Osmanlı toprağı, senin devletin kurulduÄŸunda biz 500’üncü yılımızı kutluyorduk eÅŸÅŸoÄŸlueÅŸek…” İşte burada sanki ’çuval olayı’na, ABD’nin teröre karşı tam destek vermemesine bir isyan patlıyor ve salonu alkış tufanı kaplıyor.

    DiÄŸer sahnede ise İstanbul hükümeti Heybeliada’yı AB’ye terketmek için anlaÅŸma imzalıyor… PadiÅŸah imza törenini basıp bunu önlüyor ve AB heyetine çok ağır sözler söylüyor.

    ATATÜRK’ÜN SÖZÜNÜ HATIRLATIYOR

    Son sahnede ise, PadiÅŸah İstanbul’u terkederken, ABD uçak gemilerine bakıp, “KeÅŸke birisi çıkıp da ’Geldikleri gibi giderler ’diyebilseydi’ diyor. Atatürk’ün bu sözü hatırlatılınca salon yine ayaÄŸa kalkıyor. Film ise bir sürprizle bitiyor…

    Sinemanın bin bir yüzü

    Sinemanın binbir suratı bu kez korkunç ÅŸapkacı rolüyle Alice Harikalar Diyarında sevenleriyle buluÅŸuyor…

    İNTERNETHABER

    Lewis Carroll’un klasik kitabından sinemaya, usta yönetmen Tim Burton’ın uyarladığı Alice Harikalar Diyarında ÅŸekilden ÅŸekile Johnny Depp oynuyor.

    45 yaşındaki aktörün filmde çekilmiş bir fotoğrafı gizlice basına sızdırıldı. Ama resme ilk bakanlar tanımakta zorlandılar. Oynadığı filmlerle o kadar farklı surata bürünen Depp, bir daha sinemaseverlerin hayranlığını kazanacak gibi. Gerçek hayatta birçoklarının çok beğendiği ve yakışıklı bulduğu Johnny Depp, Charlie And The Chocolate Factory ve Pirates Of The Caribbean gibi bir çok filmle ne kadar etkili şekil değiştirebildiğini de göstermişti.


    Filmin yönetmenliÄŸini Tim Burton’ın yaptığı düşünülünce bunun klasik bir Alice ve harikalar diyarı filmi olmayacağı kesin. Depp’in canlandırdığı ‘Mad Hatter’ (Çılgın Åžapkacı) karekteri dışında, Anna Hathaway’in Beyaz Kraliçesi de ilgi toplayacak. Alice’i yeni bir oyuncu olan ama iddialı ayak sesleriyle sinemaya merhaba diyen 18 yaşındaki Mia Wasikowska canlandıracak.

    Burton’ın eÅŸi Helena Bonham Carter’ın da Kırmızı Kraliçe olarak izleyici karşısına çıkacağı filmde korku öğeleri ağır basacak.

    Korsan DVD`cilerden Ata`ya saygı

    İngilizler Osmanlı`yı fişlemiş

    PadiÅŸah’tan askere fiÅŸlenenler arasında kimler yok ki…

    İngiltere, Osmanlı Devleti’nin son 20 yılındaki bütün devlet adamlarını, bürokratları, üst düzey askerî yetkilileri ve aÅŸiret reislerini fiÅŸlemiÅŸ. FiÅŸlenenler arasında kimler yok ki…

    Padişah başta olmak üzere şehzadeler, sadrazamlar, bakanlar, şeyhülislamlar, bürokratlar ve askerler bu fişlenmeden nasibini almış! İşin ilginci ise fişleme metodu ve içeriği hayli tanıdık geliyor. Fişlenen her tarihî şahsiyetle ilgili bilgilerin yanında kişilerin psikolojik tahlilleri yapılıyor. Özellikle kişisel zaafları, korkuları, evhamları, dostlukları ve düşmanlıkları, siyasî görüşleri ve ailevî sorunları dikkatle not edilmiş. 1917 yılında yapılan fişlemeleri 90 yıl sonra ortaya çıkaran isim tarihçi Doç. Dr. Bülent Özdemir.

    Amerika Milli ArÅŸivi’nde araÅŸtırma yaparken bir rastlantı sonucu ‘hizmete özel’ adlı kapsamlı belgelere ulaÅŸan Özdemir, bir anlamda imparatorlukta yaÅŸayan ÅŸahsiyetlerin fiÅŸlendiÄŸini görünce oldukça ÅŸaşırmış. Özdemir’i ÅŸaşırtan belgeler, I. Dünya Savaşı yıllarında Amerika’nın Halep KonsolosluÄŸu görevinde bulunan Cornelius Van H. Engert’e ait özel evraklarıdır.

    AraÅŸtırmalarını biraz daha derinleÅŸtiren Özdemir, soluÄŸu İngiltere Milli ArÅŸivi’nde alır. İngiltere’de de yine aynı yıllarda imparatorluÄŸun GüneydoÄŸu Anadolu ve Irak ve Suriye topraklarında yaÅŸayan aÅŸiretler ve liderleri hakkında toplanan bilgilerin bir araya getirildiÄŸi İngiliz istihbarat raporlarına rastlar. Bölgede yaÅŸayan aÅŸiret liderleri, dinî liderler, siyasetçiler, İngiltere’nin planları, bölgenin ÅŸartları ve dengelerin nasıl kurulduÄŸu bilgileri yetkililerin hizmetine sunulmuÅŸ.

    Yıllardır İngiliz arÅŸivlerinde saklı tutulan istihbarat raporlarını “FiÅŸlenen Türkiye” adlı kitabında (Yeditepe Yayınları) ifÅŸa eden Özdemir, Osmanlı’yı idare eden devlet adamlarının, sivil ve askerî yetkililerin içler acısı halini gözler önüne seriyor.

    İngiliz istihbarat elemanlarının ülkelerine geçtiÄŸi raporlar, bugün bile tartışma oluÅŸturacak nitelikte. Bu raporlarda Enver PaÅŸa, Talat Bey ve Cemal PaÅŸa ile ilgili ilginç iddialar mevcut. Yine Cumhuriyet Gazetesi kurucularından Yunus Nadi için ’siyasî bir dalavereci’, ressam Osman Hamdi Bey için ‘Rum’ ibareleri tartışma çıkaracak gibi gözüküyor. Ajanların raporlarında tarihî ÅŸahsiyetlerle ilgili hep olumsuz nitelemeler yok. PadiÅŸah Vahdettin için ‘karakter sahibi tek adam’ nitelemesi yapılırken, Edirne Müdafii Şükrü PaÅŸa için “saf ve temiz bir asker” denilmiÅŸ.

    İNGİLİZLERİN FİŞLEDİĞİ BAZI İSİMLER

    SULTAN V. MEHMET: 70 yaşında. Sade bir yaÅŸama ve sevecen bir yaratılışa sahip birisi. Sultan, iktidara geldiklerinden beri ona bir kukla gibi davranan ve hanedanın diÄŸer üyelerini hor gören İttihat ve Terakki’nin kurbanı olarak görülmelidir.

    YUSUF İZZETTİN EFENDİ : PadiÅŸahın ilk yeÄŸeni. 57 yaşında. Sultan Abdülaziz’in oÄŸlu. Sinirli karakterli bir zavallı. SaÄŸlığı hakkında sürekli yaÅŸadığı halüsinasyonların kurbanı. Alelade bir zekâya ve sessiz bir yapıya sahip.

    ABDÜLMECİD EFENDİ: 1908′den sonra bir süreliÄŸine cemiyet onu ÅŸeklî baÅŸkan olarak kullanmayı düşündü. Cemiyet’in önde gelen üyelerinin çoÄŸunun üstad seviyesinde oldukları Türk FarmasonluÄŸu üyeliÄŸine kabul edilmesi problem oldu.

    PRENS SEBAHATTİN: Yaşı 35. Paris Jön Türklerinin organizatörlerinden birisi, fakat sonradan Cemiyet ile bağını kopardı. Türk olmayan ırkların istedikleri otonomi çizgisinin liderliğini yapması sebebiyle hain ve dönek kabul edilmektedir. İngiltere sempatizanı ve vatansever bir Türk fakat güvenilmeyecek kadar zayıf biri.

    CEMAL PAÅžA: Jön Türk. Bir ‘DoÄŸulu’dan daha çok ‘Güneyli’ bir mizaca sahip. Dürüst, yaratıcı fakat düşüncesizce hareket eden biri. Öfkeli bir mizacı var ve çevresindekilere kaba davranan biri. Büyük bir enerji ve azim sahibi. Gerçekleri görmekten alıkoyan ve ÅŸovenizme varan coÅŸkulu bir vatanseverlik duygusu vardır.

    ENVER PAÅžA: 1913′ten beri Harbiye nazırı. Yaklaşık 165 cm boyunda, zayıf bir fiziÄŸe sahip ama İtalyan saç tarzı ile oldukça yakışıklı. Açık tenli, parlak gözleri ile tebessüm ettiÄŸinde oldukça çekici bir görünümü var. Oldukça sessiz ve aÄŸzı sıkı biri. Cemiyet’in politikalarında çok etkin olmasına raÄŸmen uzun zaman arka planda kalmayı baÅŸardı.

    FERİD PAŞA (DAMAT): Kültürlü ve okuyan birisi. Eski Sultan döneminde liberal birisiydi ve Jön Türklerin başa geçmelerine büyük oranda yardım etti. Ancak onların metotlarından iğrendi ve onların karşısında yer almaya başladı. Jön Türkler, ülkeden ayrılması için onu yıldırmaya çalıştılar.

    MAHMUT ŞEVKET PAŞA (GENERAL): Yarı Arap olarak oldukça akıllı biri ve İttihat ve Terakki ile ilişkisi olmasına rağmen tam üyesi olup olmadığı şüpheli.

    MUSA KAZIM: 1908 sonrasında İttihat ve Terakki’ye katıldı. Aynı zamanda yeni açılan bir mason locasına kaydoldu. Mason locasına kaydolan ilk ÅŸeyhülislam olarak bundan fazlasıyla yararlandı.

    DR. RIZA TEVFİK: Yarı Çerkez, yarı Arnavut. 1908′deki rejim deÄŸiÅŸiminden önce ve sonra Jön Türklere özverili hizmetler sunmuÅŸ, dürüst bir liberal. Jön Türkler, liberal olmayan ve jakoben metotlar kullanınca onların karşısında yer aldı.

    SÜLEYMAN NAZİF: Musul valisi. Diyarbakırlı. Eskiden gazeteciydi. Kendi çıkarlarına ülkeden daha fazla önem verir. Şimdi fakir düşmüş olan köklü ve nüfuzlu bir Kürt ailesinin mensubudur. Jön Türk Partisi taraftarı. Sağlam ayakkabı değil.

    YUNUS NADİ BEY: Bir gazeteci ve siyasi bir dalavereci. Önce ÅŸantaj yaparak hayatını sürdürmekteydi sonra İttihat ve Terakki Partisi’ne katıldı ve özellikle bir Pan-İslamist olarak geliÅŸim gösterdi. Almanya yararına çalışmakta. (Abdullah Kılıç)

    Kitapla ilgili detaylar

    Destere seyirciyi koparacak

    Testere 5 vizyona girdi, hatta korsanı bile tezgahlarda! İzleyenler beğenmiyor ancak onun Türk rakipi şimdiden çok iddialı!

    Habertürk’te Saba Tümer’in programına konuk olan Peker Açıkalın, ‘Testere’ filminden esinlerek çekilen korku-komedi türündeki ‘Destere’ filmini överek, filmin kendi sanat hayatında da çok önemli bir yer tutacağını ifade etti.

    “Destere benim için bir milat olacaktır sanat hayatımda” diye konuÅŸan Açıkalın, filmin ilk 4 dakikasını izlediÄŸini ve kendisine ‘5. dakikayı bizden isteme’ dediklerini belirterek, “Ben seyrettiÄŸim gerilime gerçekten inanamadım. Ne kendime inanabildim, ne o gerilime inanabildim ne kendi yarattığım tipe inanabildim” diye konuÅŸtu.

     Testere’nin Türk rakibi Destere
    için son hazırlıklar tamamlandı.
    Filmin afiÅŸleri sinemalardaki
    yerini alırken Destere için
    internette ÅŸimdiden
    çeşili fun siteleri açıldı bile!

    Filmin fragmanını izlemek için
    TIKLAYINGürcan Yurt’un senaryosunu yazdığı ve yönetmenliÄŸini de Ahmet Uygun ile yaptığı filmin ilk 15 dakikasından 95. dakikasına kadar insanların birbirlerinin omuzlarına vuracaklarını söyleyen Açıkalın, “Çünkü bu film Gürcan Yurt’un bir matematiksel senaryosu üstüne oturtulmuÅŸtur ve biz bu senaryoyu hiç bozmadan Ahmet Uygun’un yönetiminde bir tiyatro filmi gibi çektik. Bu filmde insanlar gerçekten 95 dakikanın nasıl gececeÄŸini, korku sinir bozukluÄŸu, komedi ve iÅŸin gerçekliÄŸini, insanların başına gelebilecek bir hikayenin olduÄŸu bir film. Gerçek dışı hiç bir ÅŸey yok” dedi.

    Filmle ilgili iddialı konuÅŸan Açıkalın, Türkiye’de böyle bir filmin çekilmiÅŸ olmasının dünya standartlarında da insanların ilgisini çekeceÄŸine inandığını belirterek “Hiç bir ÅŸekilde sululuk ve hiç bir ÅŸekilde komiklik olsun diye bir çaba yok” ifadesini kullandı.

    Televizyon Gazetesi

    Destere izleyeni koparacak

    Testere 5 vizyona girdi, hatta korsanı bile tezgahlarda! İzleyenler beğenmiyor ancak onun Türk rakipi şimdiden çok iddialı!

    Habertürk’te Saba Tümer’in programına konuk olan Peker Açıkalın, ‘Testere’ filminden esinlerek çekilen korku-komedi türündeki ‘Destere’ filmini överek, filmin kendi sanat hayatında da çok önemli bir yer tutacağını ifade etti.

    “Destere benim için bir milat olacaktır sanat hayatımda” diye konuÅŸan Açıkalın, filmin ilk 4 dakikasını izlediÄŸini ve kendisine ‘5. dakikayı bizden isteme’ dediklerini belirterek, “Ben seyrettiÄŸim gerilime gerçekten inanamadım. Ne kendime inanabildim, ne o gerilime inanabildim ne kendi yarattığım tipe inanabildim” diye konuÅŸtu.

     Testere’nin Türk rakibi Destere
    için son hazırlıklar tamamlandı.
    Filmin afiÅŸleri sinemalardaki
    yerini alırken Destere için
    internette ÅŸimdiden
    çeşili fun siteleri açıldı bile!

    Filmin fragmanını izlemek için
    TIKLAYINGürcan Yurt’un senaryosunu yazdığı ve yönetmenliÄŸini de Ahmet Uygun ile yaptığı filmin ilk 15 dakikasından 95. dakikasına kadar insanların birbirlerinin omuzlarına vuracaklarını söyleyen Açıkalın, “Çünkü bu film Gürcan Yurt’un bir matematiksel senaryosu üstüne oturtulmuÅŸtur ve biz bu senaryoyu hiç bozmadan Ahmet Uygun’un yönetiminde bir tiyatro filmi gibi çektik. Bu filmde insanlar gerçekten 95 dakikanın nasıl gececeÄŸini, korku sinir bozukluÄŸu, komedi ve iÅŸin gerçekliÄŸini, insanların başına gelebilecek bir hikayenin olduÄŸu bir film. Gerçek dışı hiç bir ÅŸey yok” dedi.

    Filmle ilgili iddialı konuÅŸan Açıkalın, Türkiye’de böyle bir filmin çekilmiÅŸ olmasının dünya standartlarında da insanların ilgisini çekeceÄŸine inandığını belirterek “Hiç bir ÅŸekilde sululuk ve hiç bir ÅŸekilde komiklik olsun diye bir çaba yok” ifadesini kullandı.

    Televizyon Gazetesi

    Åžems-i Tebrizi cinayeti

    Polisiye’nin ustası Ahmet Ümit “Åžems-i Tebrizi” cinayetini araÅŸtırıyor

    Ahmet Ümit son romanı Bab-ı Esrar’da oldukça farklı bir kitapla okur karşısına çıkıyor. Yedi yüz yıldır çözülemeyen Åžems-i Tebrizi cinayetini araÅŸtırıyor.

    Sırlar kapısı anlamına gelen Bab-ı Esrar adlı yeni romanında Mevlana ile Şems arasındaki büyük aşkın yanı sıra Kimya ile Alaaddin arasındaki ölümcül ilişkiyi de anlatıyor.

    Ümit, romanı hakkında şu bilgileri verdi:
    “Bu romanda Åžems cinayeti üzerinden batı düşüncesi ile doÄŸu düşüncesini kıyaslıyorum. DoÄŸuda her zaman akıl yerine sezginin ön planda tutulduÄŸu bir düşünce hakimdir. Bunun en ucunda ezoterizm vardır. Sonuçta, doÄŸu toplumlarını asıl etkileyen düşünce ezoterizmdir. Batı ise esas olarak akla dayanır. İnsanı akıldan ibaret görürler.

    Tabii bu yanlış bir ÅŸey, ama maddi olarak çok geliÅŸtiler ve dünyayı yöneten insanlar haline geldiler. Bu kitapta ben bu batı düşüncesinin bakış açısını incelemeye çalışıyorum. Oradaki kahramanlardan biri Türklerden de nefret eden İngiliz bir kadın. Bu kadın bir gün Konya’ya gelir ve burada birtakım olaylarla karşılaşır ve bize dair düşüncelerinde bazı deÄŸiÅŸiklikler olur.”

    Okurların merakla beklediÄŸi Ahmet Ümit’in yeni romanı ‘Bab-ı Esrar’ önümüzdeki haftadan itibaren kitapevlerinin raflarında yerini alacak.

    Kitapla ilgili detaylar.

    Taciz`in Kitabı Çıktı

    Türkiye’de son günlerde artan taciz olayları romanlara da konu oldu

    Gazeteci-Yazar İrfan Gürkan Çelebi, kaleme aldığı son romanında, toplumda yaşanan cinsel taciz, cinsel istismar, şehvet ve aşkın birbirine karıştırılması gibi konuları mercek altına aldı.

    Romanın kahramanı olan lise öğrencisinin internet sohbet ortamlarında ve okuldaki arkadaşlarının aracılığıyla tanıştığı sokak çetelerinin elinde düşürüldüğü açmazları kitabında anlattığını belirten Çelebi, cinsel tacizler ve cinsel istismarlar çağında mutluluk arayışının bıçak sırtında olduğunu söyledi.

    AÅŸkı ve insandaki mutluluk arayışını ele alan deneme tarzındaki yazılarıyla tanınan Gazeteci-Yazar İrfan Gürkan Çelebi, yeni kitabı, ‘Bıçak sırtında aÅŸk’ romanının, gündemimizi her dönemden daha fazla meÅŸgul eden, yaşı küçük kızların hayatlarını karartan aldatmacaların romanı olduÄŸunu kaydetti.
    Çelebi, romanla ilgili olarak ÅŸunları söyled: “Lise talebesi Ece’nin, ailesinin tedbir sandığı bütün baskılara raÄŸmen, hayatın yalanlarına kapılıp yaÅŸamını nasıl çıkmaz sokaklara sürüklediÄŸini anlatan ‘Bıçak sırtında aÅŸk’, onu tesadüflerin sürüklediÄŸi iki aÅŸk arasında nasıl çaresiz kaldığını anlatan bir ibret romanı.

    Günümüz gençlerinin, gerçek çevrelerinden daha fazla arkadaÅŸa sahip oldukları internet sohbet ortamlarında, kendilerini bekleyen sürprizlere nasıl bir ruh haliyle kapıldıklarına, Ece’nin karışık duygularının yol haritasını izleyerek tanık olacaksınız.

    İnternet sohbetlerinin, gizemin büyüsüyle nerelere varacağını ve gerçek hayatla internetin aslında nasıl bir amansız mücadelenin içinde olduklarını şaşırarak göreceksiniz.

    Ece’nin yaÅŸadıklarından, internetle hayata tutunmaya çalışan, sayısı milyonları bulan lise çağı gençlerinin, okul ortamlarında nasıl korumasız olduklarını da ÅŸaşırarak görecek, daha yaşı hayatlarının akışına karar verecek yaÅŸa gelmemiÅŸ lise talebelerinin, yakın arkadaÅŸları vasıtasıyla nasıl tuzaklara düşürüldüğüne ve hayatlarının küçücük yüreklerinin kaldıramayacağı yüklerle çaresizliÄŸe dönüştüğüne inanmak istemeyeceksiniz.

    Kendisini bambaÅŸka insanlar gibi tanıtan sokak çetelerinin, evlerinin dışındaki hayatı bilmeyen kızları, nasıl taciz ettiklerini ve bütün bunları; ‘ÅŸehveti aÅŸk gibi gösteren’ iÄŸrenç oyunlarla nasıl dönüşsüz bir kabus yoluna çevirdiklerini ‘Bıçak sırtında aÅŸk’ı okuyunca daha iyi anlayacaksınız. Bıçak sırtında aÅŸk, internetin gizemli dünyasıyla, sokağın soÄŸuk gerçekliÄŸi arasına sıkışan Ece’nin romanı.

    Kitabın sayfaları arasında yolculuÄŸunuz ilerledikçe, ‘hangisi gerçek?’ sorusunu sormaktan kendinizi alamayacaksınız! Hangisi gerçek; sokakta karşılaÅŸtığınız mı?

    İnternetin sanal dehlizlerinde karşınıza çıkan mı? Bıçak sırtında aÅŸk, aÅŸkın eriÅŸilmez doruklarında yürürken karşısına çıkan yol ayrımında yüreÄŸini sıkıştıran iki aÅŸktan hangisine yöneleceÄŸine karar vermeye çabalayan Ece’nin, berrak ruhunda aÅŸkı adım adım izleyebileceÄŸiniz iddialı bir aÅŸk romanı”.

    Kitapla ilgili detaylar.

    Bu hatalar 007`ye yakışır mı?

    Bond serisinin yeni filmi gesterime girdi. Ama hatalar 007′ye yakışmadı. Bakın onlar ne?

    Bond’un serisinin son filmi ‘Quantum of Solace’da altı hata tespit edildi

    Bond hayranlarının keskin gözleri, gösterime giren 22. Bond filmi “Quantum of Solace”da 6 hata belirledi. İngiliz “Daily Telegraph” gazetesinin haberine göre 100 milyon sterline mal olan filmde olgulara dayanmayan ve devamlılık açısından sakınca yaratan 6 hata şöyle:

    - Avusturya’da trafiÄŸe kayıtlı bir aracın plakasındaki önek kodu yanlış yerde.
    - Bir sahnede Bond, Aston Martin kullanırken görülüyor ve bir Alfa Romeo tarafından takip ediliyor. BaÅŸka araçların İtalyan plakası taşıdığı görülüyor. Bu araçlarda Vauxhall Corsa markası okunuyor. Ancak İtalya’da tüm Vauxhall otomobiller Opel olarak sınıflandırılıyor.

    - Birinci sınıf pilot olan Bond, Golf Oscar uçağını yanlış olarak Golf Sıfır diye tanımlıyor.

    - Haiti’deki bir otel sahnesinde kapıdaki yazı düzgün Fransızca yerine, İngilizce-Fransızca karışımı ÅŸeklinde yer alıyor.

    -Birbirini izleyen iki sahnede Bond’un kol saatini farklı 2 ÅŸekilde taktığı görülüyor.

    -Bolivya’nın baÅŸkenti La Paz’ın hava sıcaklığı anormal bir ÅŸekilde soÄŸuk, 7.8 Celsius derece olarak gösteriliyor.

    Osmanlıda abidevi şahsiyetler

    ‘Osmanlıdan Günümüze’ uzanan süreçte tarihe mal olmuÅŸ ünlü isimlerin hayat hikayelerinden kesitler var.

    Bir millet tarihini öğrendikçe kendini tanır; çünkü onun dini, dili, âdet ve gelenekleri, kültür ve medeniyeti mazisinde saklıdır.Bugün dünün uzantısıdır.Bugün diye önemsediklerimiz,yarın dün olacaktır.

    Tarihte yaÅŸanmış olayları ülke ve dünya konjonktürü,sosyal ve ekonomik ÅŸartlar, hadisenin yaÅŸandığı çağın, kültür ve medeniyet seviyesi ile birlikte doÄŸru biçimde analiz eder ve deÄŸerlendirirsek yarınlarımız için doÄŸru neticeler çıkarabiliriz.Yüzyıllar öncesine dayanan geçmiÅŸimizin, sadece ‘Osmanlıdan Günümüze’ uzanan sürecine baktığımızda dahi, dünyanın hiçbir medeniyetinde yaÅŸanmamış pek çok olay ve kahramanla karşılaşırız.

    Kaynak yayınlarından çıkan”Osmanlıda Abidevi Åžahsiyetler” kitabında ; geçmiÅŸte bizi büyük yapan önemli tarihi hadiselerden ve mazimizdeki büyük kahramanların hayatlarından benzersiz misaller veriliyor.

    Bizzat gidip görmediÄŸi halde, çağına göre Amerika kıtasının ilk ve en doÄŸru haritalarını çizerek, onu dünya medeniyetinin huzuruna çıkaran ve böylece dünya coÄŸrafya tarihine büyük katkılarda bulunan,”Kitab-ı Bahriye”siyle yeryüzü medeniyetine eÅŸsiz bir eser armaÄŸan eden,ünlü bilim adamı ve denizcimiz;Piri Reis,Osmanlı mimarisini Altın ÇaÄŸa eriÅŸtiren dahi mimar;Mimar Sinan, Fatih Sultan Mehmet ,Yavuz Sultan Selim, gibi tarihimizde iz bırakan on dört kahramanın hayatından ve o büyük insanların , mazimizi olduÄŸu gibi günümüzü de aydınlatan hal ve davranışlarından kesitler sunulan eser, Can Alpgüvenç imzası taşıyor.

    Bollywood filmi korkudan yasaklandı

    El Yazısındaki Sır

    İnsanların karakterlerini el yazılarından deşifre edin

    Kendinizi, sevdiklerinizi ve sevmediklerinizi daha “yakından” tanıyacaksınız!

    El yazısı, okumayı bilenler için müthiş bir bilgi kaynağı. Yazı yukarı doğru mu aşağı doğru mu meyilli, harfler sağa mı yatık sola mı, kelimeler arası verilen boşluk geniş mi dar mı? Tüm bunlar, sosyal hayatlarından iş yaşamlarına, planlama becerilerinden ruh hallerine, insanlar hakkında pek çok ipucu veriyor.

    Melih Arat’ın 1990 yılından beri dünya çapında uzmanların araÅŸtırmaları ışığında 400′den fazla kiÅŸinin, ünlülerin, seri katillerin el yazılarını inceleyerek üzerinde çalıştığı  “El Yazısındaki Sır” isimli kitap, el yazısından karakter analizi konusuyla amatörce uÄŸraÅŸmak isteyenler için uygulanması kolay, harika bir rehber. Kitaptan edineceÄŸiniz temel bilgilerle kendinizin, sevdiklerinizin, ünlülerin el yazılarına bakarak kiÅŸilikleri ya da tercihleri hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

    Kitapta ayrıca, merak ettiğimiz ünlülerin el yazıları, imzaları ve karakter analizleri de yer alıyor. İşte bu analizlerden bazıları:

    Abdullah Gül: Mantık ve duyguyu dengeleyebilen bir yapıya sahip.

    Ahmet Necdet Sezer: İnsanlarla mesafesini korumaya özen gösteriyor. Sezer’in kendi özeleÅŸtirisini yaparken objektif olduÄŸunu söyleyebiliriz.

    Haluk Şahin: Aklı ve mantığı yaratıcılık ve önseziyle birleştirmeye çalışan bir kişilik yapısı olduğunu görüyoruz.

    Paris Hilton: Paris Hilton için, rahatlıkla, yaşamayı sevdiğini ve hatta eğlenceyi doruklarda aradığını söyleyebiliriz.

    Sezen Aksu: Yazısından, yaratıcılıkla yan yana giden bir planlama ve uygulama kabiliyeti olduğu görülüyor.

    Salvador Dali: Yazının dışındaki geometrik formlardan, devrimci bir sanatçı olduğu anlaşılıyor.

    Orhan Pamuk: Özgürlüğüne düşkün olduğunu, insanlarla mesafeli olmayı tercih ettiğini söylemek mümkün.

    Kitapla ilgili detaylar

    Esir kampından kaçış film oluyor

    1. Dünya Savaşı’nda Yozgat’taki esir kampından kaçış hikâyesinin anlatıldığı roman sinemaya uyarlanıyor.

    Birinci Dünya Savaşı’nda Gallerli bir teÄŸmenin Yozgat’taki esir kampından kaçış hikâyesinin anlatıldığı “The Road to En-dor” romanı sinemaya uyarlanıyor.

    Anadolu’da Türklere karşı savaÅŸan teÄŸmen Elias Henry Jones’un 1920′de kaleme aldığı ve gerçek hikâyelerden yola çıkılarak yazıldığı iddia edilen roman, ünlü İngiliz bilimkurgu ve fantezi yazarı Neil Gaiman ile Amerikalı ilüzyonizt ve komedi ustası Penn Fraser Jillette’i bir araya getirdi.

    Daha önce Star Wars (Yıldız SavaÅŸları) serilerindeki Ewok ırkıyla ilgili çizgi film ve kitaplar hazırlanması projelerinde de birlikte çalışan Gaiman ile Jillette, ÅŸu sıralar hikâye üzerinde kafa yoruyor. Filmin yapımcılığını ise Elias Henry Jones’un torunu Hillary Bevan Jones üstlenecek. Ancak ÅŸu ana kadar bir yönetmen seçilmiÅŸ deÄŸil.

    Film, Türklerle savaşırken Yozgat’taki kampa düşen sihirbazın, hileli cihazlar, ruh çağırma seansları, zihin oyunları, hayalet efektleri, sahte intihar gibi yöntemleri kullanarak kampın Türk komutanını etkilemesini anlatıyor. Yeni projeleri nedeniyle heyecanlı olduklarını söyleyen Gaiman, “Bir baÅŸkasının hikayesi üzerinde çalışmak, kendi hikayemin uyarlanması için çalışmaktan daha eÄŸlenceli olabiliyor. Çünkü, konuyu istediÄŸim gibi parçalayıp oynamak beni çok rahatsız etmiyor” dedi.

    Åžubat 1917 ile Kasım 1918 arasında Yozgat’taki kampta tutulan Elias Henry Jones, Türk yetkilileri medyum olduklarına ikna etmeye çalışmış ve ülkesi İngiltere’ye iade edilmesi için sahte numaralarla çaba göstermiÅŸti. Jones, 1942′de yaÅŸamını yitirdi.

    Tuluyhan UÄŸurlu Atakent`te

    Ünlü piyano virtüözü Tuluyhan UÄŸurlu, Ümraniye Atakent Kültür Merkezi’nde, konser veriyor.

    İstanbul BüyükÅŸehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire BaÅŸkanlığı tarafından düzenlenen, İBB Kültür A.Åž. tarafından gerçekleÅŸtirilen konser, 14 Kasım Cuma akÅŸamı saat: 20.00’da baÅŸlayacak.

    İstanbul’un dört bir yanında haftanın her günü çeÅŸitli kültür ve sanat aktiviteleri ile İstanbulluları buluÅŸturan kültür merkezleri, kültür sanat sezonunun açılışı ile birlikte İstanbulluların yoÄŸun ilgisi ve talebiyle karşılaşıyor. Konser, tiyatro, sinema, panel, söyleÅŸi gibi kültürün ve sanatın farklı kolları bu kültür merkezlerinde sergileniyor…

    Bu haftanın önemli müzik etkinliklerinden bir tanesi de Tuluyhan UÄŸurlu konseri… Müzik tarzı, müziÄŸe bakışı ve ürettikleri ile ismini duyuran Tuluyhan UÄŸurlu, Ümraniye Atakent Kültür Merkezi’nde ilk kez konser verecek. 14 Kasım Cuma günü saat 20.00’de müzikseverler ile buluÅŸacak olan UÄŸurlu, müzik yolculuÄŸunun önemli duraklarında yer alan parçalardan oluÅŸan repertuarı ile Ümraniyeliler için unutulmaz anlar yaÅŸatacak.

    YeteneÄŸi 4 yaşında keÅŸfedilen ve 7 yaşında Türkiye’nin harika çocuÄŸu seçilerek müzik eÄŸitimini Viyana Müzik Akademisi’nde tamamlayan UÄŸurlu, eÄŸitiminin ardından klasiklere veda edip sadece kendi eserlerini seslendirmeye baÅŸladı. UÄŸurlu Go With God ve Kutsal Kitaplardan Ayetler isimli ilk iki albümünde piyano ile doÄŸaçlamalar yaptı ve hayranı olduÄŸu Bach’tan esinlenerek inanç konularına eÄŸildi. 1996’da İstanbul Kanatlarımın Altında film müziÄŸi, Mustafa Kemal Atatürk ve GüneÅŸin Askerleri, Åžehrin GözyaÅŸları, Beyazat’ta Zaman adlı cd’lerini çıkardı. İlk senfonisi olan Senfoni Türk’te, senfoni orkestrası, mehter takımı, Türk müziÄŸi enstrümanları ve piyanoyu buluÅŸturdu. Son albümü Dünya BaÅŸkenti İstanbul’da ise dünü, bugünü ve yarını ile aşık olduÄŸu İstanbul’u notalarla anlattı…

    Program

    Tarih:14 Kasım 2008

    Saat: 20.00 – Konser
    Yer: Ümraniye Atakent Kültür Merkezi

    Rekor kıran yeni fragman

    İşte A.R.O.G`un yeni fragmanı

    Gazi, masonları nasıl bitirdi?

    KızkardeÅŸi Makbule Atadan, aÄŸabeyi Mustafa Kemal’i anlatıyor

    Türkçe’de “Åžeyh uçmaz, mürit uçurur..” diye bir atasözü var. Gerçekten de liderler tek başına hiç bir ÅŸeydir; baÅŸarılarda çevrelerinin payı büyüktür. Her lider, belli bir ekiple mücadele eder, ÅŸartları deÄŸiÅŸtirir, kendini üstün kılan ÅŸartları oluÅŸturur ve iktidara geçer.

    Milli Mücadele’yi zaferle taçlandıran ve Cumhuriyet’i kuran Mustafa Kemal Atatürk, tarih sahnesine çıkınca, 1919’dan 1938’e kadar, yaklaşık 20 yıllık sürede, her dönemde belli bir ekiple hareket etti. Aslında kendini çevreleyen ekipte kimlerin yer aldığını yıl yıl tespit edilebiliriz.

    Atatürk’ün ekibindeki deÄŸiÅŸimi, her dönemde gidenleri ve yeni gelenleri, deÄŸiÅŸimin mücadelesine etkisini rahatlıkla tespit edebiliriz. Böyle bir çalışmaya büyük bir ihtiyaç var doÄŸrusu.

    “ZEVAT-I MUTADE” YER ALAN MASONLAR

    Atatürk’ün çok geniÅŸ bir çevresinin olduÄŸu; sivil asker bürokraside, politikada, iÅŸ dünyasında, kültür sanat alanında, üniversitelerde ve vatandaÅŸlar arasında pek çok dostunun bulunduÄŸunu biliyoruz. Bu yüzden Atatürk’ü kuÅŸatan insanları, yakın çevresi, iÅŸ çevresi ve uzak çevresi diye gruplandırabiliriz diye düşünüyorum. Şüphesiz bu guruplar arasında geçiÅŸkenlik var..

    Atatürk’ün yakın çevresine, Çankaya sofralarının vazgeçilmez simaları olarak “Zevat-ı Mutade” denildiÄŸini biliyoruz. Asıl incelenmesi gereken de, bu “Zevat-ı Mutade” olsa gerek. Yakın tarih okumalarımdan bende oluÅŸan izlenimi açık yüreklilikle ifade etmeliyim ki “Zevat-ı Mutade” incelendiÄŸinde, Atatürk’ün Yahudi, Dönme ve masonlar tarafından kuÅŸatıldığı net bir ÅŸekilde görülecektir.. “Zevat-ı Mutade” arasına gidip gelelerin kontrol edildiÄŸini, görüşmesi istenmeyen kiÅŸilerin çeÅŸitli düzenlerle uzaklaÅŸtırıldığı, Atatürk’ün de bunun farkında olduÄŸu da kolayca tespit edilecektir.

    Ne demek istediÄŸimi sanırım, Atatürk’ün MasonluÄŸu yasakladıktan sonra, bunun genelde Türk siyasetine, özelde “Zevat-ı Mutade”ye etkisinitespit edenler, rahatça anlayacaklardır. Atatürk’ün müdahalesiyle Türkiye Cumhuriyeti’nde 10 Ekim 1935 tarihinde masonluk yasak haline geldikten kısa bir süre sonra İsmet PaÅŸa hükümeti devrilmiÅŸ ve masonlar “Zevat-ı Mutade”n baÅŸlayarak, hükümetten, devlet kademelerinden uzaklaÅŸtırılmaya baÅŸlanmıştır.. Masonluk ancak 1948 yılında, İsmet İnönü döneminde yeniden serbest haline gelecektir..

    Burada, masonların “Zevat-ı Mutade”n uzaklaÅŸtırılışına bir örnek vermek isterim: Atatürk’ün kız kardeÅŸi Makbule hanımın tanıklığına baÅŸvuracağım. Makbule hanım, Cevat Abbas Gürer’in “Zevat-ı Mutade”n çıkarılıp uzaklaÅŸtırıldığına tanık olmuÅŸtur. BilindiÄŸi gibi Cevat Abbas Gürer yıllarca Atatürk’e yaverlik etmiÅŸtir, hatta ondan Bolu MilletvekiliÄŸini koparmıştır.. Dolayısıyla masonlar, Atatürk’e yakın bir üyeleri olması nedeniyle Cevat Abbas Gürer’le övünürler.

    “Zevat-ı Mutade” yer alan masonlar tespit edilebilir. Böylece masonların Atatürk üzerindeki etkisi de açığa çıkacaktır.. “Hangi dönemde, ne oranda etkiliydiler?” sorusunu da cevaplamak mümkün olacaktır böylece.

    ATATÜRK MASONİK KUŞATMAYI YARIYOR

    Makbule hanım,“Makbule Atadan Anlatıyor: AÄŸabeyim Mustafa Kemal” isimli kitapta Åžemsi Belli’ye bir gece Savarona yatında Atatürk’le aralarında geçen bir konuÅŸmayı aktarır. Makbule hanımın aÄŸabeyi Atatürk’e “İsmet PaÅŸa nerelerde? Epey zamandan beri gördüğüm yok..” diye sorduÄŸunda Atatürk’ün de “Bilmem!” cevabı verdiÄŸi göz önüne alınınca, bu konuÅŸmanın, Atatürk’ün İsmet İnönü’yü iktidardan ve “Zevat-ı Mutade”n uzaklaÅŸtırdığı dönemde, yani masonluÄŸun yasaklandığı 1935 sonrasında gerçekleÅŸtiÄŸi hemen anlaşılır. Çünkü Atatürk, İsmet İnönü’yü BaÅŸbakanlıktan almış, yerine Celal Bayar’ı geçirmiÅŸ ve daha sonra da görüşmemiÅŸtir.

    Makbule hanım, “Zevat-ı Mutade”n çıkarılan Cevad Abbas’ı sorar. “Peki ya Cevad Abbas? O da ortalarda yok…” der. Atatürk, “İzinli; iki aydan beri izinli Cevad Abbas!” cevabını verir. Makbule hanım, “Mühim bir iÅŸi mi vardı?” diye sormaya devam eder. Atatürk, “Kızını evlendirecekmiÅŸ!” diyerek geçiÅŸtirmek ister. “Peki bu düğünü niçin sizinle yapmadı?” diye soru sormayı ısrarla sürdüren Makbule hanım, Atatürk’ün tavrını “Atatürk sustu…Cevap vermedi…üzgün olduÄŸu belliydi…” sözleriyle anlatır.

    Makbule hanım, bu olay üzerine Cevad Abbas’a gider: “Kalktım, hazırlandım…DoÄŸru Cevad Abbas’ın evine gittim…Hakikaten Cevad Abbas kızının düğün hazırlığı ile meÅŸguldü…Fakat aÄŸabeyimle aralarında baÄŸzı bilmediÄŸim ÅŸeylerin cereyan ettiÄŸi belliydi. “Niçin aÄŸabeyimi üzüyorsun?”dedim.”

    Cevad Abbas’ın Makbul’e hanıma cevabı ilginçtir: ” Kılıç Ali, Salih Bozok ve birkaç arkadaşı vardı sarayda…Bana aynen şöyle dediler: “Sakın ha Atatürk’ün karşısına çıkma! Gözüne görünme!..Sana fena muamele yapar!.. Hatta kolundan tutup dışarı bile attırabilir.. Kovabilir seni huzurundan!. Bunları iÅŸittikten sonra Atatürk’ü rahatsız etmek cesaretini kendimde bulamadım.”

    Makbule hanım, Cevat Abbas ziyaretini anlatmaya devam eder: “Cevad Abbas’ın bu korkusu ve endiÅŸesi yersizdi… ‘Yanılıyorsunuz’ dedim, ‘aÄŸabeyim sizi çok sever’” Ne var ki Cevad Abbas’ın endiÅŸesi vardır: ’Biliyorum, fakat kızgınsa?’ Makbule hanım, “Vallahi yalan söylemiÅŸler size.. Atatürk’ün böyle bir kızgınlığı yok sizin için.. İtimad edin bana…” der.

    Olayların arka planını bilmediÄŸi için Makbule hanımın Cevat Abbas ile Atatürk’ü barıştırma giriÅŸimi baÅŸarısızlıkla sonuçlanır. Dolayısıyla “Cevad Abbas’ı, arkadaÅŸları bir hayli zehirlemiÅŸlerdi..” diyor. Cevad Abbas, Makbul’e hanımın ısrarı karşısında “Gelmekten çekiniyorum hanımefendi, dedi. Israr etmeyin.. Belki çok fena bir muameleye maruz kalırım.” demek zorunda kalır..

    Atatürk’ün ünlü mason Cevad Abbas’ı nasıl uzaklaÅŸtırdığını anlatan Makbule hanım, “Cevad Abbas gelmedi..” diyerek safça üzüntüsünü belirtmekle kalmaz, “Zevat-ı Mutade”ye iliÅŸkin olarak yaptığı “Atatürk’ün sofrasında sık sık yer alan bazı yakınları ÅŸu veya bu hissin tesiriyle onunla aÄŸabeyimin arasını soÄŸutmaya muvaffak oldular…” genel deÄŸerlendirmesiyle, bilmeden, Atatürk’ün çevresini belli bir dönem masonların kuÅŸattığına da tanıklık eder.
    Atatürk’ü kuÅŸatan Yahudi, Dönme ve masonik çember, Atatürk’ü koruma görüntüsü altında, aynı zamanda bir yalnızlaÅŸtırma, hatta kontrol yoluyla etkileme ve yönlendirme operasyonu olarak yürütüldü.

    Bu her liderin çevresinde görülen sıradan “daha çok yakınlaÅŸmak için baÅŸkalarının ayağını kaydırma” tavrı deÄŸildi. Apaçık belliydi ki Atatürk’ün çevresindeki masonların bilinçli yürüttükleri “Zevat-ı Mutade”yi kontrol etmeye dönük bir operasyondu. Atatürk hiç kuÅŸkusuz masonik kuÅŸatma altında olduÄŸunu biliyordu ve zamanı gelince de bu kuÅŸatmayı yarmayı baÅŸardı.

    Masonlar kuÅŸatmaya alarak Atatürk’ün halkla ve farklı çevrelerle temasını uzun süre önlendiler. Dolayısıyla yurt gezilerine çıkan Atatürk, halkın içine karışarak toplumun içinde bulunduÄŸu periÅŸanlığı gördüğünde, derin üzüntü duyuyordu. (Mustafa Yürekli)

    Kitapla ilgili detaylar

    Gazeteciden yeni kitap

    Gazeteci yazar UÄŸur Becerikli’nin yeni kitabında eski İstanbul’da tarihi dokular arasında gizemli bir kahramanın derin aÅŸkı ve acıları; ürperten bir gerilim içinde anlatılıyor.



    ZÜBEYİR KINDIRA
    İNTERNETHABER

    ANKARA- Gazeteci Yazar UÄŸur Becerikli’nin yeni Romanı Konstantiniyye’nin Gülü, Karınca yayınlarından çıktı. Daha önceki romanlarında ağırlıklı olarak yakın dönem Türkiye’yi anlatan Becerikli, Konstantiniyye’nin Gülü ile birlikte ilk tarihi romanı da okuyucuyla buluÅŸturmuÅŸ oldu.

    16. YY’DA OSMANLI VE DÜNYA
    Kitapta Osmanlı Devleti’nin dünyaya hakim olduÄŸu 16. yy’da geçen bir öykü var. Ancak bu romanda geleneksel tarih eÄŸitiminden biraz farklı bilgilere de ulaÅŸmak mümkün. Her ne kadar okul kitapları, 16. yy deyince genellikle Osmanlı’yı anlatsa da o dönemde çok sayıda Türk devleti olduÄŸunu kitabın satır aralarında görmek mümkün. Kitapta 16. yy sosyal hayatına da deÄŸiniliyor.

    TARİHİ KURGU ROMAN
    Önceki kitaplarında, polisiye ve gerilim türü ürünler veren Becerikli’nin tarihi kurgusal bu romanında da benzeri bir konu var. DevÅŸirme olarak bulunup getirilen bir Rumen Vedat ile aşık olduÄŸu Harem’den çıkma BoÅŸnak Renan’ın aÅŸk öyküsü yanında kim yada ne olduÄŸu bir türlü ortaya çıkarılamayan gizemli canavar da romanın kahramanları arasında. Enderun’da baÅŸlayıp Divan’da devam eden güç çekiÅŸmeleri yanında, İstanbul’un masalları andıran atmosferini de kitapta koklamak mümkün. Kitapta, kavuÅŸulmak için büyük çabaların verildiÄŸi bir “imkansız aÅŸk” anlatılırken, ÅŸehre korku salan canavarı ve Da Vinci, Bellini, Colomb gibi kimlikleri bir arada bulmak mümkün. Bir de aslında çok sayıda insanda var olan ancak pek dile getirilmeyen karanlık korkusunu.

    Gay çobanlar sinir bozdu!

    Çobanlar yine sinirlendi ama bu kez Aysun Kayacı’ya deÄŸil, kendilerini eÅŸcinsel olarak gösteren filme. Bakın o film hangisi?

    GeçtiÄŸimiz aylarda Aysun Kayacı’nın “Benim oyum neden daÄŸdaki çobanla eÅŸit?” sözüyle ayaÄŸa kalkan çobanlar yine isyan edecek. Çünkü Gürcan Yurt’un senaryosunu yazıp, Ahmet Uygun’la birlikte yönettiÄŸi ‘Destere’ filminde eÅŸcinsel çobanlar var!

    ‘Destere’de baÅŸrolleri Peker Açıkalın, Önder AçıkbaÅŸ, Tuna Orhan, Ali ÇatalbaÅŸ, Selin Denizli ve Erol Günaydın paylaşıyor. Film ; aynı köyde yaÅŸayan iki Trakyalı çiftçinin ‘Destere’ lakaplı seri katil tarafından kaçırılmalarıyla baÅŸlayan macerayı anlatıyor.

    GAY ÇOBANLAR

    Filmin bir sahnesinde iki çoban, birbirlerine göz süzüp, el ele tutuÅŸarak bir çadıra giriyor. Çobanların kepeneklerindeki denizatı figürleri de dikkat çekiyor. BilindiÄŸi üzere denizatlarının sadece erkekleri ürüyor. Filmin gösterim tarihi ise 20 Kasım…

    ÇOBANLAR FİLME TEPKİ GÖSTERDİ

    Åženol Zencir (’Destere’nin Yapımcısı)
    Bu bir komedi filmi

    Her ÅŸeyden önce ‘Destere’ bir eÅŸcinsel çoban filmi deÄŸil. Amacımız da kimseyi incitmek veya hedef almak deÄŸil. Filmde iki çobanın bir sahnede eÅŸcinsel olarak gösterilmesi tamamen hikayedir. Gerçek hayattan alıntı deÄŸildir. Ayrıca bu film bir komedi.

    Yaşar Akkan (Çoban-Tokat)
    Gerçeği yansıtmıyor

    Biz ne kültürsüz ne de eÅŸcinseliz. İşini yapan kendi halinde insanlarız. Çobandan eÅŸcinsel olmaz. Ayrıca bir filmde çobanların eÅŸcinsel olarak gösterilmesi beni kızdırmaz. Aysun Kayacı’nın söyledikleri nasıl gerçeÄŸi yansıtmıyorsa filmdeki iki eÅŸcinsel çoban da gerçeÄŸi yansıtmaz.

    Seyfi Bal (Çoban-Sivas)
    Hiç görmüşler mi?

    Niye bizi eşcinsel olarak göstermişler? Hiç eşcinsel çoban gömüşler mi? Memlekette filmi çekilecek o kadar çok konu varken çobanların cinselliği