• Arşiv

  • Kasım 2008
  • Ekim 2008
  • Eylül 2008
  • Ağustos 2008
  • Temmuz 2008
  • Güneri Cıvaoğlu




    Hoyrat olmadan

    AAnayasa Mahkemesi’nin “AKP’yi kapatma davası için  pazartesi görüşmelere başlama kararı”, şu kör dövüşünde bir “round” arası oluşturabilir.
    Bu bağlamda bir örnek vereyim.
    Yeni Şafak’ta Fehmi Koru benim  19 Temmuz 2008 tarihindeki yazımı “komplo teorisi” diye tanımlamış. Dahası  kendinden menkul kerametiyle “AKP’nin kapatılmasını istediğimi” iddia etmiş. 

    Neresini düzelteyim?
    1- İşaret parmağı birisini itham ederken, baş parmak da geriye kıvrılarak kendini gösterir .
    “Komplo teorisi” iddiası da öyle. Benim satırlarım sadece “siyaset analizi” idi. O nedenle “belki de yanılıyor olabilirim” ihtiyat notunu düşmüştüm.
    “Komplo teorisi” iddialarının adresi ise  yıllardır Fehmi Koru ve onun hologramı Taha Kıvanç’tır. Kendileri de bunu çok  kez yazdılar.

    2- Bugüne kadar tek satırımda dahi “AKP kapatılmalıdır” ifadesi yer almamıştır. Yazılarımın hepsi birbiriyle  tutarlıdır ve “bir hukukçu olarak, yargı sürecinin etki dışı bırakılması” görüşünü vurguladım.

    Bu tavrım sadece şu son AKP’yi kapatma davası ile sınırlı değildir.
    Örnek vereyim:
    20 Eylül 2002’de, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmesinin engellenmesi üzerine  bu köşede yayımlanan yazımdan birkaç satır şöyleydi:

    Erdoğan’ın görüşlerini hiç paylaşmadım… Fakat hukuk zorlamalarıyla önünün kesilmek istenmesi yanlıştır.
    Hukuk hepimize lazım.
    Erdoğan’ın mahkum olduğu TCK 312 ‘deki fiil, bu maddede yapılan değişiklikle artık suç olmaktan çıktı. Yasa değişikliği ile suçun aslı ortadan kalktığına göre göre ona bağlanmış “seçilme yasağı” da kalkmış sayılmalıdır.  Erdoğan ile uğraşmak yerine, AKP’nin seçeneğini oluşturacak büyük ve güven verici kucaklaşmaya direnmek neden?

    Yani…  Tavrım sadece bugün değil. 2002’de Erdoğan’dan seçilme hakkı esirgendiği zaman da hukuk ve demokrasi ağırlıklıydı. Şimdi de Anayasa Mahkemesi’ne yani yargıya  güvenmek gerektiği inancındayım.
    Koru, “Nedenini  bilmiyorum ama AKP’nin kapatılmayacağı hissine kapılmış” diyor.
    Eğer Amerika’nın Eski Büyükelçisi Mark  Parris bile bu görüşe varmışsa yarım yüzyıla yakın süredir siyaset  yazan ve soluyan benim de politika duyargalarım elbette bir şeyler algılamış olmalı…
    AKP için şu  ya da bu yöndeki karar değil beni üzen, siyaset rüzgârlarıyla rota çizerken  bizim mahallede  insan  ilişkisi değerlerinin de kuru yapraklar gibi savrulması  olur.
    Bizim ise, Erdoğan ve AKP için rotamız, 2002’de neyse, şimdi de aynıdır.
    Pusula ibresi, “laik, demokrat, hukuk devletini” gösterir.

    AVM’ler
    Bir de ilginç saptaması var.“Oktay Ekşi ve ben 6 yıl öncesine kadar  bugünkünden daha iyi bir hayat yaşamıyormuşuz. Gidebileceğimiz düzeyi hayli yüksek çok fazla restoran varmış bugün. Her istediğimizi anında bulabileceğimiz büyük alış veriş merkezleri ve butikler açılmış, açılıyormuş.
    Hayat tarzlarımıza karışan yokmuş; Her marka içkiyi rahatça satın alabiliyormuşuz.
    Mesleklerimizi  özgürce ifa edebiliyormuşuz.
    Eleştirilerimizi hapse düşme tehdidi olmaksızın korkusuzca ifade edebiliyormuşuz.
    Peki neden AKP’nin kapatılmasını istermişiz?”
    Bu “AKP’nin kapatılmasını istemek” kerametinin yanlışlığını yukarıdaki satırlarda ortaya koydum.
    Hapis tehdidi olmaksızın yazmaya gelince  hakaret, aşağılama tarzım değil, ayrıca bütün yazılarımı hukukun süzgecinden geçiririm. Tereddütüm olduğunda  hukuktan hocalarıma danışırım.  Büyük söylemiyorum ama yazıda tutulacak kulp bırakmam.
    Şu AVM’ler meselesine gelince…
    Bir iktidarı desteklemenin ya da karşı çıkmanın böyle bir ölçütünü hiç düşünmedim. Tanıdığım Fehmi Koru’ya da yakıştırmam.
     Yakıştırsam, “AKP iktidara geldiğinden bu yana Koru’nun tırmanan  gelir grafiği” için Reha Muhtar’ın iddiasını ve yazdığı rakamı referans gösterirdim.
    Bunları konuşmak, çıtayı düşürmek ayıp olmuyor mu?

    Kapat