Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük felaketlerden biri olan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından sivil toplum kuruluşları ve dijital platformlar üzerinden yürütülen faaliyetler, yargının merceği altına alınmıştı. Bu kapsamda yürütülen geniş çaplı soruşturmada son dakika gelişmesi yaşandı. Kamuoyunda uzun süredir tartışılan ve sosyal medya üzerinden organize edilen yardım faaliyetleri ile dezenformasyon iddialarını kapsayan soruşturmada, aralarında Babala TV kurucusu Oğuzhan Uğur’un da bulunduğu 10 kişi ifadelerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. Bu gelişme, hem sivil toplum örgütlerinin afet süreçlerindeki konumunu hem de dijital yayıncılığın hukuki sınırlarını yeniden tartışmaya açtı.
Soruşturmanın Arka Planı: Afet Dönemi Paylaşımları
6 Şubat depremlerinin hemen ardından bölgedeki koordinasyon eksikliklerini gidermek ve arama kurtarma çalışmalarına destek olmak amacıyla çok sayıda sivil inisiyatif harekete geçmişti. Bu süreçte en çok öne çıkan yapılardan biri Haluk Levent’in öncülük ettiği Ahbap Derneği olurken, dijital alanda ise Oğuzhan Uğur ve ekibinin yönetimindeki Babala TV aktif bir rol üstlenmişti. Ancak afet günlerinde sosyal medya platformları üzerinden yayılan bazı asılsız ihbarlar ve özellikle Hatay’daki barajların patladığı yönündeki iddialar, bölgede büyük bir paniğe yol açmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma, bu dezenformasyon iddialarının kaynağını tespit etmeyi ve kamu barışını bozmaya yönelik eylemleri ortaya çıkarmayı hedefliyor. Soruşturmanın temel odağını, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu oluşturuyor. Yetkililer, kriz anlarında yapılan doğrulanmamış paylaşımların arama kurtarma faaliyetlerini sekteye uğrattığını ve toplumsal kaosa zemin hazırladığını belirtiyor.
Adliyeye Sevk Edilen 10 Kişi Hakkındaki İddialar
Emniyetteki sorgu işlemlerinin tamamlanmasının ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edilen 10 şüpheli hakkında oldukça hassas suçlamalar bulunuyor. Şüphelilerin, deprem bölgesindeki kritik altyapı tesislerine, barajların durumuna ve devlet kurumlarının koordinasyon yetersizliğine ilişkin gerçeği yansıtmayan paylaşımları organize bir şekilde yaydıkları ileri sürülüyor. Oğuzhan Uğur ve ekibi ise verdikleri ilk ifadelerde, amaçlarının yalnızca enkaz altındaki vatandaşlara hızlıca ulaşmak ve gelen ihbarları yetkililere ulaştırmak olduğunu savundu.
Hukukçular, davanın seyrinde kasti niyet ile iyi niyetli kriz yönetiminin nasıl ayırt edileceğinin kritik bir rol oynayacağını vurguluyor. Afet anlarında dijital kriz yönetimi yaparken kurumsal teyit mekanizmalarının kullanılmaması, sivil aktörleri hukuki açıdan oldukça savunmasız bir konuma getirebiliyor. Bu soruşturma, gelecekteki olası krizlerde sosyal medya fenomenlerinin ve sivil oluşumların nasıl bir yol haritası izlemesi gerektiğine dair de önemli bir emsal teşkil edecek.
Sivil Toplum ve Kamu Kurumları Arasındaki Hassas Denge
Deprem gibi büyük ölçekli ulusal krizlerde, devlet organları ile sivil toplum kuruluşları arasındaki eşgüdüm hayati önem taşımaktadır. Ahbap Derneği ve benzeri kuruluşlar, topladıkları milyarlarca liralık yardımlarla geniş bir lojistik ağ kurmuş olsalar da bu durum zaman zaman resmi kurumlarla koordinasyon sorunlarının yaşanmasına neden oldu. Yaşanan bu son adli süreç, devlet dışı aktörlerin afet yönetimindeki sınırlarının yasalarla net bir şekilde çizilmesi gerektiği gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Siyaset dünyasında da geniş yankı bulan bu soruşturma, muhalefet ve iktidar kanatları arasında farklı yorumlara neden oluyor. Bir kesim sivil toplumun ve dayanışma ağlarının kriminalize edilmeye çalışıldığını savunurken, diğer kesim ise devlet otoritesinin ve kamu düzeninin korunması için bu tür soruşturmaların kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor. Ancak her iki tarafın da birleştiği ortak nokta, afet anında yayılan yanlış bilgilerin can kayıplarına yol açabilecek kadar tehlikeli olduğudur. Bu nedenle sivil toplum kuruluşlarının afet anındaki rolü ve sorumlulukları gelecekte yasal düzenlemelerle daha sıkı kurallara bağlanabilir.
Gelecekte Bizleri Ne Bekliyor?
Adliyeye sevk edilen 10 şüphelinin savcılık sorgularının ardından nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilip edilmeyecekleri merak konusu. Mahkemenin vereceği kararlar, Türkiye’deki dijital habercilik, sosyal medya üzerinden yardım toplama faaliyetleri ve sivil inisiyatiflerin geleceğini doğrudan etkileyecektir. Özellikle sosyal medya yasasının yürürlüğe girmesinin ardından açılan bu büyük ölçekli dava, yasanın uygulamadaki sınırlarını test eden en önemli hukuki süreçlerden biri olarak kayıtlara geçecektir.
Sıkça Sorulan Sorular
Ahbap Derneği soruşturması neden başlatıldı?
Soruşturma, 6 Şubat depremleri sırasında sosyal medya platformları üzerinden yayılan asılsız ihbarlar, baraj patlaması gibi asılsız iddialar ve halkı paniğe sevk eden organize paylaşımların kaynağını tespit etmek ve kamu düzenini korumak amacıyla başlatılmıştır.
Oğuzhan Uğur hangi suçlamayla adliyeye sevk edildi?
Oğuzhan Uğur ve beraberindeki şüpheliler, Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, kamu barışını bozma ve afet yönetimini engellemeye yönelik koordinasyonsuz eylemlerde bulunma iddialarıyla adliyeye sevk edilmiştir.
Soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen diğer kişiler kimler?
Adliyeye sevk edilen 10 kişi arasında Babala TV’nin yönetiminde yer alan moderatörler, teknik ekip üyeleri ve afet esnasında asılsız ihbarları ilk yayan sosyal medya hesaplarının yöneticileri bulunmaktadır.
Bu soruşturmanın sivil toplum kuruluşlarına etkisi ne olacak?
Bu dava, sivil toplum kuruluşlarının ve dijital platformların afet anlarında resmi makamlarla koordineli çalışma zorunluluğunu artıracaktır. Gelecekte sosyal medya üzerinden yürütülecek yardım ve bilgilendirme faaliyetlerinde çok daha sıkı denetimlerin ve teyit mekanizmalarının uygulanması beklenmektedir.



